Bashar-Temeller

Temeller Önsöz

Bir kere daha bu fırsatı değerlendireceğiz.
Öncelikle her birinize ve herkese, bireysel ve kollektif olarak,
bu zamanda, bu yolda, bu günde,
bu kanal vasıtası ile bu ortak sahanın yeniden yaratımına
izin verdiğiniz için teşekkür ediyoruz.

Uygarlığınız her zaman, uygarlığımızla, bu şekilde,
bu yolla iletişime geçer.
Bu şekilde biz sonsuz olanın farklı bir vehçesini
sizin her biriniz kanalı ile görme ve deneyimleme imkanına kavuşuruz.
Bu fırsat sayesinde idraklerimiz genişlerken
yaratımın farklı yollarını kendimizce deneyimleriz ve şimdi bu büyük hediye için şükranlarımızı sunarız.

Bugünkü akışımıza aşağıdaki fikiri takip ederek başlamak isteriz.

Öncelikle ve en önemli konumuz bizim anlayışımıza göre
sizlerin bizi neyle etiketlediği üzerinde duracağız.
Bu etiket dünya dışı varlıklarla olan etkileşimleri kapsamaktadır. Biz bunu bilmekle beraber dünyanız,
ruhun çok büyük bir dönüşümünden geçmektedir
öyle ki bilinçte büyük bir dönüşüm meydana gelmektedir.

Bu konu sizin kendi dilinizde ifade ettiğiniz
üzere gerçekleşecektir. Kendiniz bu fikirleri ifade ederken
bu etkileşimin oluşması için gerekli izinleri veriyorsunuz.
Daha öncede, zaman zaman size bahsetmiştik, bizimle görüşecektiniz.

Bunu sizin için yapmıyoruz,
Hayatlarınız için, sorumluluklarınızı üzerimize almıyoruz,
Biz kendi hayatımızı yaşıyoruz, teşekkürler,
kendi hayatımız bizi yeterince meşgul ediyor.
Sizin yerinize, hayatlarınızı yaşamak için zamanımız yok!

Fikrin bu nedeniyle birlikte bizde bu fikirle oynamak isteriz.
Sizinle etkileşim olsun isteriz ama eşit ölçüde
Sizin her birinize tüm fırsatlar/potansiyeller ifade edilerek yansıma -bilgi akışı- gerçekleştirilir.
Şimdi özellikle bu metodoloji vasıtasıyla sizin kendiniz bizimle eşittir.
ve siz herhangi bir fikri şuurunuzla idrak edebilirsiniz.
Biz basitçe bu zamanı kullanmaktan keyif alacağız
Size bu gerçeği hatırlatmak için,
Size aslında doğru olarak zannetiğiniz kendinizin bazı veçheleri hakkında hatırlatma yapmak için,
Sizi bu anlamda bir hale sokmak için ve kendinizi o hale sokmanız için yardım edeceğiz.
Böylelikle bu hali deneyimleyerek kendi asıl cevherinize dokunabileceksiniz.
Bu dokunuşla yolda iş görürsünüz
Bu şekilde iş görmeyi siz tasarladınız
ve bu iş görüş sonsuz olanın bir yansımasıdır.

Öğrendiğinizde... izin verdiğinizde,
Kendiniz için yapmanız gerektiğini hatırladığınızda,
sadece kendinizin bireysel olarak titreşimini değiştirmezsiniz.
Bilakis meydana getirmiş olduğunuz realitenin tümünün frekansını değiştirirsiniz
Bu titreşimin frekansını değiştirmek televizyonunuzda uzaktan kumanda ile
o an izlediğiniz kanalı değiştirmeye benzer.
bilgiyi idrak ettikçe programı değiştireceksinizdir.

Titreşimin frekansını değiştirdikçe, titreşimi hızlandırdıkça, yukarı doğru adım attıkça,
bu metod vasıtasıyla daha fazla kendiniz olursunuz,
böylelikle kendi cevherinize, özünüze, asıl frekansınıza daha çok yaklaşırsınız
Bu kendinize yaklaşım sayesinde ifade etmek istediklerinizi daha deneyimlenebilir kılarsınız
düşündüklerinizi gerçekleştirirsiniz.
Aynı düzeyde hareket eden başka bir varlık
herkesle ve her birinizle bireysel veya kollektif olarak
etkileşime geçebilir fakat öncelikle ve en önemlisi
sizin yabancı(lar) olarak adlandırdıklarınız kisveler aslında
sizin şuurunuzun bir parçasını teşkil etmektedirler.
Ancak çok uzun bir zamandır bastırılmaktaydı, ve korku maskesi altına gizlenmişlerdi.
İnkar fikri altında gizlenmişlerdi, tüm bu parçacıkların fikri altında hepsi şuurunuzda meydana geldi

Bizler sizin imajine edebileceğiniz bir şekil veya kalıpta değiliz
negatif anlamda sizi yargılamıyoruz bilakis bize inanın dediğimizde
sizleri koşulsuz sevdiğimizi belirtmek isteriz
Burada sizinle bu etkileşimi gerçekleştirmemizin asıl nedeni
sizin ne gibi bir yapabilirlik yeteneğine sahip olduğunuzu görüyoruz
hatta kendinize izin verdiğinizde bunun daha fazlasını da yapabilirsiniz.
Realitenizde yarattığınızın bütündeki yerini görmek bizim için çok basittir.
Bizler size tamamen, kesinlikle ve bütünüyle inanıyoruz.

Bununla beraber bizim size olan inancımız asıl konumuz değildir.
Sizin kendi kendinize olan inancınız bir şeydir
ve bu inanç farkı yaratırken, yaratım yeteneğini meydana  getirirek,
sizin kendi kendinizi görmenizi sağlar.
Böylece bu yolla kendinizin sınırsız varlıklar olduğunu keşfedersiniz

Zaman zaman işaret ettiğimiz, bizlerle olan etkileşime dönersek,
bizleri dünya dışı varlıklar olarak tanımanızdan öte, bizim inandığımıza
odaklanmanız bu noktada zaman alacaktır ancak daha da önemli olan
bir durum varki o da asıl kendi öz cevherinizle irtibatı sağlamak, asıl kendinize dokunmanızdır.
Hakikatte kim olduğunuza, izin vermezseniz bizimle buluşacak birileri yoktur
Sizin tabirinizle evde değilsinizdir. Biz gelir kapıyı çalarız fakat siz evde yoksunuzdur
Sizler zannettiğiniz fakat hakikakette gerçek olmayan bir şey hali içinde olursunuz
ve bu sırada kapıda cevap verecek kimse yoktur Adeta şu mesajı verirsiniz
şu an kaplama alanı dışında lütfen daha sonra tekrar deneyiniz

Öyleyse bize göre yetenekli olmak bugün burada buluşmuş
olmamızdan kaynaklanmamaktadır, bunu yapıyor olmamız
çok önemli değildir. Bizim dürtümüz size asıl kendinizi keşfettirmektir
ve bunu AN’da/genişlemiş şimdi de olarak burada yapıyor olmanız mühimdir.
Bizler sizinle ancak burada ve An’da olarak/ genişlemiş şimdi de sizinle buluşabiliriz

Şimdi bu anahtar bilgi, bizi çok kritik ve dönüm noktasına getiriyor
Krtik nokta şudur:
Size ait tesir frekansını nasıl keşfedersiniz?
Bu tesir frekansının yaratımına, an be an, gün be gün, hayatınızda
istediğiniz şekilde nasıl izin verirsiniz?

İleriki akışlarımızda, ileriki diyaloglarımızda bu konuları
daha detaylı ifade edeceğiz, Böylece fizik realitenin
temel prensiplerini ele alacağız? Eğer sizin dilinizde
ifade edersek bu prensipleri daha iyi kavrayacaksınız

Fakat şimdilik sizinle bu konunun üzerinden geçerken
bir anlayış vereceğiz, böylece en azından temel ilkelerle
karşılaşacağız. Şunu da  bildirmeliyim ki bu bilgileri
idrak edebilmek, bilgileri kendi yaşamınızda yaşamanızla
mana kazanacaktır.

Birinci prensip, gerçekte, tüm bunların hepsi ilgili fikirin idrak edilmesiyle
anlam kazanır ve siz bunu bir çok kez farklı kaynaklardan duydunuz.
Size bunu ilk biz söylüyoruz demiyoruz. Bu bilgi binlerce yıldır
beşeriyetin ortak şuur sahasında mevcut. Şöyle diyorlar
Heyecanınızı izleyin

Neden bu çok önemli?
Neden her seferinde bunu duyuyorsunuz?
Neden mutluluğu/gelişimi takip edin ifadesini duyuyorsunuz, neşeyle
hareket etmek, neden hayatınızda çok önemli bir prensip?

Tabi... Tabi,
Tüm bunlar koşulsuz bir sevgi tabanından besleniyorlar
Sonsuz olanla uyum içinde olmak,
fakat araçların başlangıcı açısından siz bunu
kendi psikolojik realitenizde kullanabilirsiniz.
heyecanlarınızı takip etmek büyük önem taşır ve ben
size bunun nedenini söyleyeceğim.

Takip edilen fikir şudur?
Genelde heyecan hissi dediğimiz şey...
neşe halinin fiziksel algılanması (fakat bu hal içine her zaman giriyorsunuz
anlamı taşımaz)
sizi barış içinde hissetirir, sizi kendi merkezinize getirir, varlığınızda
kendinizi esnemiş hissedersiniz. ve daha bir heyecan duyarsınız,
fakat bu heyecanın titreşimi...
(seyircilere)
Aah, konuya dikkat gösteriyor musunuz? dikkat gösteriyor musunuz?
Tamam, sadece bu akış esnasında diğer tarafın akışı aldığından
emin olmak istedim.

Heyecanı hissetmek bir fiziksel dönüşümdür.
Titreşimsel rezonansın fiziksel dönüşümü
sizin hakiki varlığınızı ifade eder. Asıl varlığınızdır.

Öyleyse her ne vakit, herhangi bir fırsat karşısında
hareket ederseniz eş zamanlı olarak hayatın içinde
kendinizi göstererek, ifade edersiniz. Bu gösterim
en yüksek heyecanı içinde barındırır.
Genelde şöyle konuşursunuz
Evet asıl kendim olmak için yaratıldığımı biliyorum
Bu gelen -durum, koşul-  benim için hayatımın bu kısmi zamanında
her ne barındırırsa barındırsın, kaçırılmaması gereken bir fırsattır.
Gelen dışardaki olguların dışında bana daha yüksek heyecanlar
sunması mümkün haldedir. O halde bu an, en heyecanlı potansiyeli
barındırandır.

Eğer heyecanınızın sizin doğru frekansınız olduğunu idrak ederseniz
yaptığınız eylemde duraksama olmaz
yaptığınız eylemde güven oluşur ve bu güven sizin özünüzle
içinde bulunduğunuz hal arasında uyumu meydana getirir
Bu bapta görünürdeki sizin, olguyu nasıl tanımladığının
bir önemi yoktur bilakis kendinizden kendinize kurulan bu bağ
ihtiyacınız olan tüm elementleri sizi desteklemek için biraraya
getirir. Bu gelen ihtiyaçlar görünürdeki sizin, asıl kendiniz -özünüz- olma,
özünüzü içinde bulunduğunuz alanda ifade etme direncine göre
şekillenirken siz:

a) kendinizi tanımlarsınız
b) sizi bir sonraki heyecan-kendini aşma- haline taşır    

Bu ifade ettiğimiz hal, duraksama, negatif yargılama ve aşırı analiz
-zihinsel faaliyet- olmaksızın yapılan neşenin otomatik bir
fonksiyonudur (Hakkını vermek)

Bu neşe halini yaşarken evrene bir durum bilgisi verirsiniz, dersiniz ki,
Bu Ben’im... her ne inanca sahip olsamda her zaman desteklemiş
olduğun gibi destekle beni”.

Şimdi bu fikiri uyguladığınızda inançlarınızda bir sıçrama yaptıracaktır
her anınızı burada ifade etmiş olduğumuz neşe halinde yaşamaya
çalışırsanız bunu davranışlarınızda yansıtırsanız
bu sizin kim olduğunuzu gösterecektir.
Aynı zamanda mahkumiyet/sınırlılık derecenizi gösterecektir
Evren kendine yansıyan olguları geri yansıtmakta muktedirdir
Siz ne gösterirseniz o derecede destek alırsınız.
Sınırlılığınızın derecesi bu bağlamda sizin kim olduğunuzu tanımlar

Hepiniz bu ifade edilenleri takip ediyor musunuz?
Bu bir felsefe değildir, bu fiziktir.
Ne ekerseniz onu biçersiniz
Bu arada bu ifade yaratımın üçüncü prensibidir.
Ve yaratım prensibi dört tanedir.

Bir numara: “Varlık hep mevcuttu
Bunun hakkında konuşmuyorum

İki numara: “Bir hepimiziz ve hepimiz biriz
Bu aynı zamanda yaratımın kanunudur.

Üç numara: az önce söyledik
Ne ekerseniz onu biçersiniz

Dört numara: “Değişim sabittir sadece yukarıdaki ilk
üç yasa değişmez

Bu kadar! Realitenizde deneyimlediğiniz her hangi
bir deneyim hali, yukarıda bahsetmiş olduğumuz bu dörtlü
prensibin varyasyon ve kombinasyonlarından ibarettir.
Deneyimlemiş olduğunuz her halin tezahürü
bu dörtlü prensibin varlığın ne derece idrak ettiği ile alakalıdır.
Bu dörtlü prensibe yakınlığı, bilinçli uyumu sizin idrak seviyenizi
belirler.

Sembolik, örten bir dille, sizin dilinizde söylendiği şekilde söylersek
akışla beraber gidin !
Bu ifadenin altında bilinçli bir farkındalık ve bahsetmiş olduğumuz
4 prensibe yönelik bir cehit hali söz konusudur ve bu prensipler
hayatınızın her koşulunda karşınıza gelirler.

Tekrarlarsak
Bir numara: “varlığınız mevcuttur”.
İki numara: “BİR hepimiziz, ve hepimiz BİR’iz
Üç numara: “Ne ekersen onu biçersin
Dört numara: “Değişim sabittir sadece yukarıdaki ilk
üç yasa değişmez

Yeterlice söylersek bu prensipleri kendi
bünyenizde -özünüzde- taşıyorsunuz ve onları tanımaya
başlıyorsunuz. Bu bilgiyi deneyimleyerek idrak
ettiğiniz sahayı fiziksel realite olarak adlandırıyorsunuz.
Fiziksel realite hakikatte hiçbirşeydir -illüzyon- sadece
aynadır. Tam anlamıyla fiziksel realite hiç bir şeydir..
hiç olan bir şey, yani yok öyle bir şey. illüzyon.

Gezegeninizde kullanılan bir araç ile analoji yaparsak
siz ona ayna diyorsunuz -sırlı cam- ifade ettiğimiz
olgu yerine oturacak. Eğer ayna’da yansıyan yansımanızı bir
an için düşünecek olursak yansıyan şey gerçekte ayna
üzerinde değildir. Ayna sizin suratınızdaki ışığı size
geri yansıtmaktadır. Bu yüzden siz yansımayı görürsünüz
Aslında aynanın üzerinde kimse yok, hiç bir şey yok.

Ayna aslında boş. Mükemmel bir reflektör olarak
üzerinde hiç bir ışığı tutmaz bilakis size tümünü
geri yansıtır bu yüzden siz yansımayı görürsünüz.

Psikolojik realite  onu aynen alırsak o bir aynadır,
sadece biraz daha komplike bir aynadır,
bir holografik aynadır... çok boyutlu bir aynadır,
öyleyse ayna’da gördüğünüz her yansımayı kendiniz
olarak tanımlamamalısınız.
fakat inanın bana... onlar...tüm yansımalar sizsiziniz.
Bununla şunu kastediyorum. Bütün nesneleri,kişileri,mekanları,
şeyleri, tüm halleri, tüm durumları, uzay ve zamanın her anını
deneyimlemeyi seçtiğiniz belirli bir zaman ve bakış
açısından siz kendi kendinize yansıtıyorsunuz.
Bu size bir anlam ifade ediyor mu?

Bu ifade edilenleri doğru bir fizik prensibi olarak idrak etmeye
başladıkça, düşündüğünüz olayları gerçekleştireceksiniz...
Ancak bu her yansımanın bire bir bizzat fiziksel realitenize
yansıyacağı anlamına gelmemelidir,
Bu bakımdan bir kişinin karşısındayken sizin için bu durum
ne anlam ifade ediyor? Özellikle deneyimlediğiniz olgunun
özünde, o kişi, sizde olan bir şeyi size gösteriyordur.
ve siz her zaman yansımanızdan bir şey öğrenirsiniz.
çünkü her zaman olan yansımadır,
ve olguyu eğer bir yansıma olarak idrak ederseniz
aslında hayatın sebebi/nedeni/kozalitesinin kendiniz
olduğunu fark edersiniz, siz kendi kendinizin fırsatı olursunuz,
kendi kendinizin amacı olursunuz.
Eğer bir yansıma olarak realiteyi  ele alacak olursanız
onu incelerseniz ve aldığınız yansımayı beğenebilirsiniz
veyahut tercih etmeyebilirsiniz burada tercih etmeme
yargılamak değildir...”tercih etmiyorum” anlamı kendi
frekansımla uyuşmayan bu frekansı gözlemliyorum demektir
Negatif yargılama ve tercih etme arasında fark vardır.
Tanımlamalarınıza dikkat edin... birazdan konuya geleceğiz

Fikir, bununla beraber, tanımaya çalıştığınız
eğer varolan o yansımayı seçmiyorsanız
o halde bu biçtiğiniz sürecin değiştirilmesi gerektiğini
biliyorsunuz ve farklı bir yansımaya döneceksiniz
bu noktada kendinize izin verirseniz her zaman
seçimi yapmaya muktedirsiniz, sizde seçimi
yapmak için özgür irade mevcut.

Bu düzeyin konseptinde kendinizi nasıl deneyimleyeceksiniz?
fiziksel realitede hangi metodu uygulayacaksınız?

Tekrar ayna analojisine geri dönersek
kaşlarınızı çatarak aynada suratınıza bakarken
şöyle diyebilir misiniz?
Tamam aynadaki yansımam ısrar ediyorum şimdi güleceğim
ve mutlu olacağım fakat önce sen gül yoksa ben gülmem
Sizce bu savaşı kim kazanır?
İnanın bana... ayna sizi bekler.

Verilen fikri anlamak istersek
eğer aynaya yansıyan suratta gülen bir yüz görmek
istiyorsanız önce sizin gülmeniz lazım... yoksa gülen
bir yüz hiç bir zaman göremeyeceksiniz.

Onun için eğer bu fikri psikolojik realiteye
doğru genişletirsek ve burada analojiyi kullanırsak
anlayacağınız bir çoğunuz eğitim görmüş
terbiye almış varlıklar olarak kendi davranışlarınızın
kaynağı olarak kendi kendinize başınıza gelenleri
oluşturuyorsunuz.

Mutlu olacağım eğer... Mutlu olacağım ne zaman...
bir kere daha olmayacak... ayağımı buraya koyuyorum!
Eğer bu olursa mutlu olacağım...
Bunu benim için yaparsan mutlu olacağım...”,
hepiniz bu seslere aşinasınız değil mi? zaman zaman geliyor

Fikri basitçe anlarsak tekrardan,
tartıştığımız prensibi idrak etmeye çalışırsak
daha fazla istediğinizi gerçekleştireceksiniz
Mutlu olacağım çünkü bu  benim istediğim!

Sen mutluyken çünkü bu senin istediğin
ve burada işaret etmek istediğim mutluluğun titreşiminin
gerçekte, yalandan yapılması veya üstünün örtülmesi değil
bilakis “Ah ,evet ben ç-o-k mutluyum”, diyerek içten
ifade edilmesidir. Hissetiğinizin engellenmemesi gerekir
yüzleşmeye ihtiyacınız olduğunuz şeyin engellenmemesi gerekir
korkularınızın deneyimlenip sizin tarafınızdan kendi düzeninde
uyumunun yaratılması gerekir. Burada bahsettiğim husus
kaçınma,bastırma değildir. Ben size gerçek neşenin ve
mutluluğun titreşiminden bahsediyorum

Bu titreşimi tekrar seçtiğinizde daha sonra ne olur?
üçüncü prensip neydi hatırlayın?
“Ne ekersen onu biçersin, ne koyarsan onu alırsın”
İkinci... anlık.... o anda olduğunuz titreşimin,
fiziksel realiteye olan yansımasının seçim imkanı yoktur.
fakat o titreşimin realiteye olan yansıması sizin
coşkunuzun titreşim düzeyine bağlıdır.
Çünkü evrenseli yansıtan ayna’nın kendine ait
bir zekası yoktur. sizin seçiminizin tersini yapamaz.
sizinle tartışmaz... “Evet, seni mutlu gördüm, fakat
sana mutlu bir yansıma vermeyeceğim demez, hayır!

Onun böyle bir yeteneği yoktur
O sadece bir hiçtir...hiçbir şeydir.
O sadece ona koyduğunuzu yansıtır. ve o kadardır.

Öyleyse mutluluğun titreşimi olabilirseniz,
o hali yaşıyan biri olarak şunu göreceksiniz, kendinizin
mutluluğunun yansımasını tüm yönleriyle yansıtacaksınız

belirli düzeyde bu mutluluğun titreşimini açık tutabilirseniz
o realitede olacaksınız

Şimdi bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum, sizin
toplumunuzu gözlemlerken algıladığımız bir halden
bahsetmek istiyorum, bu hal bir çoğunuzun başını
derde sokuyor.

Birçoğunuz mutluluğunuzu bir koşula tabi kılıyor, hatta
bunu düşünürken bile bunu yapıyorsunuz. Şöyle diyorsunuz
kendi kendinize
Evet, tamam, evet, Mutlu olacağım çünkü biliyorum
eğer mutlu olursam... sonra mutlu olacağım bu realitede
hatta böylece bu istediğimi alabileceğim... ve sonra
arzuladığımı alabileceğim
eğer... öyleyse,
eğer... öyleyse.

Dışarda olacak olaylara göre kendinizce koşullamalar yapıyorsunuz
ve söyliyeyim dışarısı diye bir şey yok,
öyleyse bu fikir bizi şunu idrak etmemizi sağlıyor:

Prensipler(in) için gerçekten çalışırsanız,
gerçekliğiniz içinde onlar size geri yansıyacaktır
Bu hal mutluluğunuzun hakiki yansımasıdır.
Beklenti olmadan mutlu olabilirsiniz
ve tekrar bu hal mekanizma gereği geri yansıyacaktır.

Bu dörtlü prensibin çalışma şeklidir.
Zahmet ettirmeyendir.
Kusursuz kılandır.
Sonsuz yapandır.
Saflaştırandır.
Zarif edendir.
Güzel kılandır.
Muhteşem yapandır

Daha sonra ne gelecek diye düşünmenize gerek yoktur.
basitçe bahşedilmiş olanı alırsınız ve bilirsiniz
basitleştirerek var olan sonsuzluğa şükredersiniz
Mutlu olduğunuzu bildiğinizde hiç bir şey olmaz
sadece mutlu yansımalar olur ve mutluluğunuza
hiç bir koşul koymanıza gerek yoktur. “Evet
mutlu olacağım çünkü sonra istediğimi alacağım”
dememelisiniz.

her neyse beklentiniz olmadan mutlu olabilirsiniz
Yani sıfır beklenti, çünkü neden sıfır?
Merkez
hiçlik noktası
Varolduğunuz yer.. burada ve şimdide
hakiki bilinmeyende.

Birçoğunuzun binlerce yıldır
bilinmeyen” olarak etiketlediğinden gözü korktu.
Bunu tüm içtenliğim ve samimiyetimle size açıklayacağım
Bilinmeyenle arkadaş olun... bilinmeyen tek mekandır...
ve bunu tekrarlıyorum tüm kalbimle,
bilinmeyen kendi gerçek benliğinizi keşfedebileceğiniz aslında
tek mekandır
Bu sürede, bunu kalbinizde taşıyın, işin şuuruna varın ve idrak edin

Bilinmeyenin içine atlayın... sakın korkmayın veya
sizler... korkarsınız ve herhangi bir şeye atlarsınız!
Bilinmeyende sizler sadece keşfedersiniz,
bunu garanti ederim ve bunun için söz veririm
siz kendinizi daha fazla keşfedersiniz
çünkü orada olan her şey keşfedilerek sizin
tarafınızdan deneyimlenir.

Niçin biliyor musunuz? Söyleyeceğim teşekkür ederim.
Sebebi varolan konuşma dilinizin kısmi bir parçasının
mükemmel  bir tesadüfüyle çok güçlü
takviye aldınız. Soruyorum niçin bilinmeyendeyken
kendinizi keşfedersiniz? Sebebini dilinizdeki güzel
bir tesadüf  bu noktaya işaret ediyor.
(Çevirmenin notu: türkçede aynı harflerle yazılan fakat okunduğunda
yapılan vurguya göre anlamı değişen kelimeler burada ifade edilmek
istenen duruma örnektir, mesela yar kelimesi, hem sevgili anlamında hem de
uçurum anlamına gelir.)
Sizler evrensiniz, evren sizden yapılmıştır?
(Çevirmenin notu:Şimdi buradaki benzetme şu şekilde açıklayalım, ingilizce evren
universe kelimesi ile ifade edilir. Burada tebliği veren plan universe yerine
“you”niverse kelimesini kullanıyor okunduğunda her ikiside “yunivers” şeklinde
telaffuz edilir, ses benzeşimi gereği evren aslında sizsiniz demeye geliyor)
Kendi yolculuğunuzda bulacağınız yine kısmi kendinizsinizdir. Siz kendi
kendinizin eşi olursunuz.
Sonsuz ifadenizi,
ister tanrı diye çağırın
ister tanrıça diye çağırın
ister hepsi o olan diyin bizim dediğimiz gibi, çok önemli değil
çünkü hepsi o olan neyle çağırdınızı önemsemez.
çünkü hepsi o olan sizin onu neyle çağırırsanız
çağırın kendi bünyesinde çağırdığınız ismin
bilgisine sahiptir ve çağırdığınız şeyi kendi ismi olarak
kabul eder. çünkü hepsi o olan herşeyi içerir
aksi halde onun ismi hepsi o olan olmazdı.

Çünkü sizin dışınız dediğiniz yerde bir şey yoktur,
eğer dışarısı diye bir şey olsaydı şu şekilde
okumak gerekirdi “hepsi o olan, artı dışarısı her neyse
Lakin “hepsi o olan” seslendirildiği gibi “hepsi o olandır”
(Çevirmenin notu: arapça la-ilahe, illa allah, dışarıda hepsi o olanın dışında
bir başkası yoktur.)
onun dışında bir şey yoktur çünkü bu kadar basittir.

Fikri idrak etmeye devam edersek
basitçe keşfedeceğiniz “hepsi o olan”
bilgisi vasıtasıyla  kendini deneyimler
Burada bütünü oluşturan eşsiz parçalar
vasıtasıyla “hepsi o olan” deneyim yapar
Yaratımın ikinci prensibini hatırlayın
BİR hepimiziz, ve hepimiz BİR’iz

Hepsi o olan’ın bilgisinin her bir parçası
hepinizsiniz... hepimiziz
her bireysel varlık... her bireysel konsept
bütünün kısmi bir parçası olarak kendini
deneyimlemesinden  ibarettir.

Önemli nokta...tekrar geriye sarıp size hatırlatacağım,
çünkü anladığımız kadarıyla zihinleriniz toplumsal
ayırım yapmaya meyilli şekilde eğitilmişler bu yüzden
gezegenizdeki bazı bireysel varlık asıl noktayı
kaçırıyorlar, bir çoğunuz, evet...
bütünün bir parçası,
fakat bütünün bir parçası olarak sizler
bütünün kendini deneyimlemesini bütünün
bir parçası olarak ifade ediyorsunuz.

Diğer taraf ayrımı yapmaksızın bütünü oluşturan
bir parça olarak, sizlerin salt kendinizi düşünmenizden
büyük fark vardır. Şunu idrak etmelisiniz ki,
varlığınız holografik olarak bu ve o dur...
aynı zamanda  ne o dur, ne budur.

Herhangi bir şeyi bu ve o olarak imajine edebilirsiniz
bu herşeyi içerir, sizin çok yanınız/veçheniz vardır
elinizdeki bozuk para misali, yazı mı yoksa tura mı?
açıkçası olayın tek bir veçhesi olsaydı o bozuk para
olmazdı.

Öyleyse siz hem parçasınız hem bütünsünüz
sizler hepiniz bir ve aynısınız
fakat bütünün kısmi bir parçasını
ifade ediyorsunuz.
(Çevirmenin notu: Bu da sizin o devre ve mekan için
idrak edeceğiniz -içeceğiniz- çorbanızdır)

Buradaki fikri bu yolla idrak edersek,
kendinizi daha bütüncül, tamamlayıcı
şekilde deneyimlemeniz bütünün deneyimleri
hakkında size genişlemiş bir deneyim
imkanı/bilgisi sunacaktır.

Fikrin varlığını bütün bir resim olarak ifade edersek
sizler bu resmi büyük bir yap-boz’a benzetebilirsiniz.
Bir çoğunuz bu yap-boz’larla oynamayı seviyor, ve
bildiğiniz üzere yap-bozlar bir çok ebattaki farklı
bireysel parçalardan oluşur.

Şimdi binlerce yıldır gezegeninizi gözlemliyoruz.
Zihninizi çok eğittiğinizden dolayı, kendinize
bunu deneyip bu şekilde olmalısın,
bunu denemeyip bu şekilde olmamalısın tarzında
yaklaşımlar sergiliyorsunuz. Şunu deneyip bu
şekile girmelisin. “ buna uy, oraya uy, gel buraya... bu yola mensup ol,
bunu yap.. onu yap... kendin olma,
o işe yaramayacak... rüyanı durdur... tahayyül etme,
kendin olmayı bırak, bu uyum sağlamaz,
bizim söylediğimiz gibi ol”.

ve şimdi en sonunda kendiniz haricindeki
birşeyin uzmanı/üstadı olma haline geliyorsunuz.
Kısaca olmaması gerekeni deneyimliyorsunuz,

Şimdi fikrimize dönecek olursak, bu şekilde -kendiniz olmama halinde-
hareket etmeye devam ettiğiniz müddetçe,
kendi orjinal haliniz şeklinde hareket etmediğiniz taktirde
yukarıda vermiş olduğumuz örneğimizdeki yap-boz parçası şeklinde
kalmayacağınız  için bütün içindeki  - yap-boz içinde -
konumunuzu desteklemeyeceksiniz demektir.
Yaratımın bütün resmi içindeki yerinizi desteklemiyorsunuz
demektir çünkü o yere yapınız uyum sağlamıyor demektir.
O yere, kendiniz olmadığınız için uygun değilsiniz demektir.
Aslınıza sadık değilsiniz demektir.

Ancak asıl öz varlığınıza uygun hareket ederseniz,
asıl olması gereken şekilde/idrakte olursunuz.
Asıl olmanız gereken şekilde/idrakte olmanız o bütün resimdeki
ilgili boşluğu dolduracaktır. Bu noktayı varlığınıza
uygun şekilde doldurmanız diğer parçalarınıza erişebilme imkanını
verecektir. Çünkü bu erişim ile bütünü destekleyeceksiniz demektir.
Aynı zamanda bütün, diğer parçaları destekler. Kim ki, kendi
öz varlığına uygun şekilde hareket ederek, asıl kendi şeklini
ortaya çıkartmaya hevesli olur, o bütün tarafından desteklenir
Bu bir çalışma prensibidir. Anladınız mı?

Yaptığım sadece size varolanı geri yansıtmak.
Bunları zaten biliyordunuz fakat bir süredir unutulmuştu.

Varolanın hepsi bu... unutmuştunuz... bunun hepsini biliyorsunuz.
Size yeni bir şey söylemiyorum bilakis size derin, karanlık bir
sır söyleyeceğim. İdrak etmediğim bir şeyi size söyleyemem
bu mümkün değil. Peki sizde zaten yoksa niçin?
Çünkü sizin realiteniz nedir?.... Bir yansımadır.

ve ben, sizin realitenizdeyim,
Sizin bir veçhenizin yansıması zaten bunların hepsini biliyor.
Öyleyse şunu söyleyebiliriz
Şu anda siz kendi kendinize konuşuyorsunuz!

Öyleyse kendinizle delice konuşmaya istekli olduğunuz
için kendinize teşekkür edin.
Bütün bunları bilen kendinize ait parçanızla konuştuğunuz
için kendinize teşekkür edin.
Kendi farkındalığında olan bu parça bütün bunlara inanıyor
ve bu inancı realitesi ile bütünleştiriyor böylece tesirin
taşımış olduğu bilgiyi idrak ediyor.

Şimdi varlığınızın bütün bu yollardan elde ettiği fikir
çok sefer sizin tarafınızdan kullanılmıştır.
Bütün bunların peki amacı nedir?
Sizin dilinizdeki bir kelime ile ifade edersek
demlenme hali diyebiliriz.
(Çevirmenin notu: Demlenme, içtekinin dışarı çıkması, özü kalana
kadar kaynamak, ben bir gizli hazine idim bilinmek istedim,)

Bir kere daha, söyleyeceğim teşekkür ederim.
Fikir gerçekte daralarak tanımlama haline geliyor, tanımlama...
inandığınız... realitenizin yapıtaşıdır,
inandığınız... mümkün olanı tanımlama şeklinizdir,
böylece fiziksel realitede deneyim dediğinizi yaratırsınız.

Aslında fiziksel realite yoktur.... içinde bulunduğunuz hal fiziksel realitedir,
tanımladığınız dışında bir fiziksel realite yoktur.
tanımladığınız fiziksel realitenizdir.

Öyleyse öğrenip dediğiniz,
bu tanımlama doğrudur... başka hiç bir şeye inanmayın”,
realitenizdir. Niçin?
önceden bahsettiğimiz üçüncü prensibi hatırlayın

Sonuçta...eğer yapabilirseniz
ilgili realiteyi yaratıp gerçekleştirirsiniz
veya o realiteye dahil olursunuz
daha spesifik olarak söylersek
ne ekerseniz onu biçersiniz”,
mekanizma şu şekilde çalışır,
yapmış olduğunuz tanımlamanın titreşiminin rezonansı ile
kendi rezonansınız etkileşime geçer.
her tekil inancın farklı bir frekansı vardır.
Öyleyse size gelen tesirden çıkaracağınız
bilgi, deneyiminizi - eprövünüzü - tanımlamaktadır.
Bu olaydan idrak ettiğiniz olgu
sizin o gelen tesire/bilgiye/tanımlamaya
olan inancınızı, güveninizi, imanınızı
arttıracaktır. Böylece bu mekanizma yaratmış olduğunuz
realite deneyimini tezahür ettirir. Bu mekanizma teksir
yasası ile sürekli kendini devam ettirirken, varlık bu zinciri
aşmak/kırmak istiyorum diyene kadar olgu devam eder.
Ne zaman ki içinde bulunduğu hali aşmak ister
şöyle der: “Bir dakika, bu durumu ben yarattım !
Bu hali ben çektim, kendi inancımla besledim
yaratmış olduğum bu durum benim inanç sistemimle
örtüşüyor. Peki kendimi sorgularsam, içinde bulunduğum hal şu anda
tercih ettiğim inancımı yansıtıyor mu?
Kendime vereceğim cevap: evet veya hayır?
Hayır diyorum kendime, o halde yargılamadan
ve eski tanımlamalar olmadan neye inanmayı seçmeliyim?
Bunun yerine .... şuna inanmayı seçiyorum....
böylelikle siz yeni bir tanımlamayı tekrar yaratırsınız
bu yeni tanımı doğrulayarak kişisel inanç sisteminize
uygularsınız. Bu inanç doğrultusunda davranış sergilersiniz

Kritik nokta! İnancına göre davranış sergile.
Sonra bir kez daha, size söylediğimiz şekilde
o inanç, o tanımlama, realitenin tanımlaması
size geri yansıyacaktır. Tıpkı hali hazırda
şu anda deneyimlediğiniz realiteniz gibi

İnanç..duygu...eylemsel davranış.
Bu üçlü tüm tezahürün üç anahtarıdır
İnancınız, daha öncede söylemiştik
inşa etmek istediğiniz evin planı -mavi kopya- gibidir

Duygu... evi yapan mütehait'in enerjiyi hareket ettirmesidir
Bu hareketle plan tezahür eder.
Bu yüzden coşku,heyecan duymak önemlidir
Bu yüzden her duygu kendisiyle uyumlu güçlü bir inancı aktif eder.

Öyleyse eğer bünyenizde güçlü negatif duygular varsa
ne tür bir duyguyu en çok hissedeceksiniz?
Korku

Böylece aktif hale geçirdiğiniz inanç
sisteminiz tezahür edecektir. Süreç
içinde davranışınız ve onun sonuçları
otomatik olarak içinde bulunduğunuz
alana yansıyacaktır.
korku dolu tutumlar... korku dolu yaklaşımlar,
korku dolu beklentiler... ve bu bütün gam ve keder
yüklü araçlar sizin korku konseptinizi
takviye edecektir.

Bununla beraber şunuda bilmelisiniz ki madalyonun bir diğer
yüzü mevcuttur. Bu tarafta pozitif yaratıcı inanç sistemi yapıları
mevcuttur. Bu yapılardan sonra varlığın gelişmesini sağlayan
varlığı heyecanlandıran bir saha mevcuttur. Bu duygu halide tezahürü
/yaratımı takviye edecektir. Varlık yine, yeni bir takım değişkenlerden
oluşan bu inanç sistemini tezahür ettirmek için yapılandıracaktır.

Davranışlarınız... eylem... inşaat yapma haline benzetebiliriz,
inşa edilen evde kullanılan malzeme kalitesi
tezahürü belirginleştirir. Öyleyse eğer sizin mavi kopyanızın
- yapı taşınızın - buraya ait olmayan bir çizgiye sahip
olduğunu bilirseniz hatta bu öyle bir çizgi ki, bozulmamıştır.
ve evinizin mütehaiti... duygularınız, evi inşa edeceğine
başka şeylerle meşguldürler. ve inşaatta kullanacağınız
malzemeleriniz.... davranışlarınız, eylemleriniz ve düşünce
süreçleriniz birbirlerine uymamaktadırlar, fiilerinizle fikirleriniz
hem ahenk değil ve bazı fikirlerinizle fiilleriniz hem ahenk değil
bu durumda nasıl bir ev’e sahip olabilirsiniz ki? Böyle
uyumsuz bir eve sahipken, yer sallandığında neden
şaşırıyorsunuz?

Şimdi önce planınıza/mavi kopyaya/yapı taşınıza(dna)/özünüze geri gidin.
Kendinizi zannetiğiniz/tanımladığınız siz ile uyum sağlamayan durumu tespit edin.
İşinize yaramayan tanımlamayı bulun,
o işinize yaramayanı nereden satın aldığınızı bulun,
ve bir çoğunuz kendinizin hatası olmadan bu tanımlanın
nereden geldiğini bulacaksınız. Aileleriniz siz büyürken
onların doğru olarak kabul ettikleri olguları, size doğumdan
önce başlayıp, siz üç, dört yaşınıza gelene kadar
telepatik olarak yayın yaparak açıklıyorlardı. Sizler
genellikle ve çok katı biçimde onların inanç sistemlerine
kilitlenip tabi olmuş oluyorsunuz. Sebebi basit hayatta
kalmak istiyorsanız onların inanç sistemlerini kabul etmek
zorundasınız. Hatta şöyle ifade ediyorsunuz
Hımm.. beni önemseyen insanlar var onlar beni
taşırken onların nelere inandığına bir bakayım.
Aksi halde onlar beni desteklemeyecekler.
Öyleyse saf bir çiçeğin açılması gibi kendim
olup açılacağım. Onların beni besledikleri
her bir parçayı yutup, kanca atacağım.
hey bu gelen ne tadı çok kötü,
fakat bunun üstesinden gelmeliyim çünkü
eğer yapmazsam bana çok sinirlenecekler
beni sevmeyecekler.
Anladınız mı? bütün bunların nereden geldiğini

Şimdi fikrimize bu açıdan bakarsak tekrar, bakışımız suçluluk
içermemelidir. suçluluk duymak yok sadece koşulsuz bir sevgi var
onların - ailelerinizin - kendi idrak ettikleri doğrultusunda kendilerini ortaya
koyduklarını bilmeniz gerekir. Kaşıkla besler gibi kendi
inanç sistemleri ile beslediler. Şimdi şunu idrak etmelisiniz ki
sizin şu an bir seçiminiz var. Gezegenin bu zamanında
kendi dönüşümünüzden geçtiğiniz bir noktaya geliyorsunuz
Bu noktada sizi tutsak eden zinciri kırabilirsiniz
heyecan duyup arzuladıklarınızı, kendinize izin verip,
kendiniz olup gerçekleştirebilirsiniz. Tanımını yapmış olduğunuz
ürünün -ki bu sizsiniz- tanımını değiştirebilirsiniz
yetişme şeklinizi değiştirebilirsiniz, harfi harfine
geçmişinizi değiştirebilirsiniz, harfi harfine
çünkü her şey şimdiden -an’dan- kaynaklanır
kendinizi yeniden tasarlayıp yaratırsınız.. çok gerçektir
yeni bir kişilik ve yeni bir varlık haline gelirsiniz
şimdi an’da olan yeni kişiliğin, realiteye yansımasına izin verin
bu yeni kişilik ,sizin yeni tanımınızla ve olmasını istediğiniz
kişi olarak sizi temsil eder. Gerçekten tekrar olgunun
ne kadar basit olduğunu fark edin.

Ancak bunu gerçekleştirmeniz için
herşeyin sizin tarafınızdan yeniden
tanımlanması gerekir. Düşündüğünüz herşeyi
tanımlamak için yeniden gözden geçirmelisiniz
ve olgulara bakarken şunu sormalısınız kendinize
Bu tanım benim için çalışıyor mu? veya bu durum
için yeni tanımlama yaparken neyi seçmeliyim
negatif... pozitif... neyi seçmeliyim?

Hadi şimdi bu mekanizmanın nasıl çalıştığını
anlamak için biraz örnekler vererek başlayalım
Fikrimize belkide alışkanlıklardan, huylarınızdan
bahsederek başlayabiliriz.  Bir çoğunuzla yaptığımız
etkileşimlerde alışkanlığı siz, şu şekilde tanımlıyorsunuz:
Öyle bir şeyki durduramıyorum... ne kadar zor olursa olsun
hiç bir önemi yok, yapmaya devam ediyorum sürekli bir şekilde
aynı davranışı yapmaya devam ediyorum, bende ne gibi bir
yanlış var? - neden durduramıyorum!

Tamam, kendinize göre haklısınız,
fakat size, sadece olayın sebebi zor gözüküyor
çünkü alışkanlığı kendinize göre tanımlıyorsunuz.
Eğer biraz kalın olsaydım, şimdi bir fırsatı değerlendirip
sizinle paylaşırdım. Şimdi bizim medeniyetimiz alışkanlığı
nasıl tanımlıyor ona bakalım :
(Yapabilir miyim? Neden çok teşekkür ediyorum göreceksiniz!)
Alışkanlık: Alışkanlık yaptığınız öyle bir davranış biçimidir ki,
bunu neden yaptığınızı bilmezsiniz. Bir kere yaptığınızı bilebilirseniz
ona daha fazla ihtiyacınız olmaz ve o davranış kalıbı gider, eğer
o davranışın devam ettiğini görüyorsanız bilinki siz onu bir sebepten
dolayı tekrar seçmişsinizdir.

Ooh... sorumluluk... oh, hayır... sorumluluk,
yani diyorsunuz ki olay için sorumluluk alıyorum böylece işime
devam ediyorum, Alışkanlığı bir kusurmuş fikri üzerine yutturmak
olmaz.” Olmaz... ilk defa alışkanlığınız olduğunuzu keşfetmiyorsunuz
bu hal ormanın dışında olmaya benzer halbuki ormanda olduğunuzu
bilirsiniz. Ormanın dışına çıkmak imkanına sahipsiniz, ve geri
dönüp şöyle dersiniz, “ Evet şu anda ben çıkana kadar burası bir
ormandı, bir sürü ağaç vardı ancak şimdi ben bu ormanın dışındayım
Şimdi bunun ne olduğunu görebiliyorum, evet çok büyük ve geniş
bir orman ve şimdi görebiliyorum yani şimdi bunun -ormanın- içinde değilim"

Öyleyse bir alışkanlığınız olduğunu bildiğinizde -keşfettiğinizde-
bu alışkanlığın hemen değişim sürecine gireceği anlamına gelmez.
bilakis artık o alışkanlığın bitmesi gerektiğini fark etmişsinizdir
artık o alışkanlığa ihtiyacınız yoktur.
Şimdi, onu görünür kılmaya devam ederseniz
sebebi alışkanlığı tanımlarken söylediğiniz
“Bu çok zor... şimdi bunun farkındayım
Şimdi mücadele ve çaba gerektiren uzun bir süreçten geçmeliyim,
korkunç zor davranış kalıplarından kendimi ortaya çıkarmalıyım.
Biliyorum bu süreç yıllar alacak, çok uzun yıllar sürecek !”

Peki, o an’da kendinize şunu sorun,
Çıkmasına izin verdiğim şey neden bu kadar uzun sürecek ?
İhtiyacınızın kalmadığını bildiğiniz bir şeyi ertelemek,
ağırdan almak size nasıl hizmet ediyor?
Burada tekrar karşımıza sorumluluk fikri geliyor...ve tekrar
çevremizdekileri yeniden tanımlama fikri geliyor.
Sorumluluk sahibi olma kavramından negatif tanımlamayı çıkarın,
bu suçluluk duymak anlamına gelmez ya da o olmak zorunda değildir,
bu yük olmak anlamına gelmez,
bu mücadele edeceksiniz anlamına gelmez, tabi siz bunu istemediğiniz sürece.

Sorumluluk: cevap verme yeteneği
Bu süreci  kim istemez ki!
Kim bir şeye cevap verebilme yeteneği
istemez ki? yaratıcı olacaksın... hareket edebileceksin?
Bu sorumluluğun tanımıdır,
bu fikirlere reaksiyon göstermek yerine onları yanıtlayıp
cevaplamanız sorumluluk almaktır.

Öyleyse sorumluluk alın.... sorumluluk almayı talep edin,
sorumluluk için cehit edin, ısrar edin, inanın bana bu en
eğlenceli haldir !

Neden? Çünkü sorumluluk aldığınızda seçim yapabilirsiniz
kendinizi güçlendirmiş olursunuz... biliyorsunuz sizde seçim yapma
yeteneği mevcut, seçim yapmak serbesttir, işte bu özgürlüktür
kişisel olarak hüküm sahibi olmaktır, güçlenmektir.
Aynı zamanda sonsuz olanın koşulsuz sevgisi ile zahmete girmeden
uyum sağlamaktır. Böylece size daha önce tasvir ettiğimiz gibi
asıl kendiniz olursunuz. Asıl siz içinde bulunduğunuz alana doğar.
Bu sayede herkese en uygun hizmeti yapmış olursunuz.
Asıl siz olduğunuzda sahip olduğunuz hediyeleri diğerleri
ile paylaşırsınız. Paylaşım spontane ve yaratıcılık barındırır.
Siz asıl kendiniz olmanızdan dolayı diğer herkes kendine yarar sağlar.

O halde yakaladığınız şu tanımlamalara bakın... neyi ifade ettiklerini bulun,
dönüşüm içindeki tanımlamaları tanımaya çalışın, eğer
elinizdeki tanımlamanın üzerine çıkarsanız (varolanı aşarsanız, ki bu bir ihtiyaçtan
kaynaklanır ) ve yeni tanımlamanız ile değiştirirseniz
sizdeki değişimi hissedeceksiniz.. anında hissedilecek!
size gelen vahyi hissedeceksiniz... sizdeki -şuur- genişlemeyi hissedeceksiniz,
kendinizin farklı biri haline geldiğini bileceksiniz
ve bunları mecazi olarak ifade etmiyorum bilakiz harfi harfine yaşayacaksınız.

Siz farklı bir siz olacaksınız çünkü...
olduğunu düşündüğünüz kişiliğiniz... veçheniz
bir anlamda hiç bir şeydir sadece bir projeksiyondur,
bir maskedir... bilincin(izin) bir sunumudur,
o an ki kişiliğiniz aslında bütünüyle  sizin tamamınız demek değildir

Kişilik az önce konuştuğumuz üç şey üzerine kuruludur,
inanç..duygu...ve eylem fikri - davranış,
bu üç unsurdan herhangi birini değiştirdiğinizde
kişiliği değiştirmiş olursunuz. harfi hafine o kişilik olursunuz.
Tekrarlıyorum, bu mecazi bir deyim değildir bilaki harfi
harfine gerçek bir haldir.
Aynaya baktığınızda gördüğünüz kisve için ne düşündüğünüzün
bir önemi yoktur bazıları şöyle diyor “Ben hala aynıyım”
Siz aynı kişi değilsiniz, güvenin bana, siz aynı kişi değilsiniz.

Aynı suratı görüyorum fikri, fiziksel realite içinde
kullanmış olduğunuz aracın size kolaylık sağlaması
yüzünden devam eden bir illüzyondur. (Düşünsenize suratınız sürekli
şekilden şekile girse ne olurdu. Fiziksel realitede zaman kaybı olurdu)
fakat bu durum artık sizin aynı kişi olduğunuzu göstermez.
ve eğer idrak edebilirseniz değişim yaptığınızda,
değişim yaptığınızda,
eğer gerçekten idrak edebilirseniz siz gerçekten, gerçekten,
gerçekten, gerçekten, gerçekten,.... gerçekten
aynı kişi değilsinizdir,  o halde sonra bu ne anlama gelmektedir?
Söyleyeceğim.

O anda tamamiyle.. sıfırlanırsınız,
istediğinizi tanımlamakta özgürsünüzdür,
zamanda istediğiniz gibi ilerleyebilirsiniz
ister geri, ister ileridoğru
çünkü geçmiş ve gelecek olgusu şimdiden -an'da olmaktan- gelir,
şimdide - o an’da- tanımladığınız ile
deneyimin tüm düzeylerinde herşeyi
değiştirirsiniz.

Şimdi bu ifade ettiğimi analoji yaparak ifade edersem
zihninizde 6 yüzü bulunan mavi renge sahip bir  küp canlandırın.
Şimdi bu kübün bir yüzünü kırmızı renge çevirin.
Bu noktada durumu iki şekilde ifade edersiniz,
Gezegeninizde mutad bir beşerin olaya yaklaşımından
ifade edersek bu mavi kübün yüzlerinden biri kırmızı renk oldu
dolayısıyla bir yüzü kırmızı renkte aynı küp diyecektir.
Olaya diğer açıdan bakarsak diyebiliriz ki
Bir dakika, bir dakika! Bir yüzü kırmızı diğer beş yüzü mavi renk
olan bir küp temelde bütün yüzleri mavi olan bir küpten tamamiyle
farklıdır. Dolayısıyla bu tamamiyle farklı bir küptür, aynı küp değildir
bu kübün önceki mavi küple bir bağlantısı yoktur. Hatta
bu kübün bir tarihi yoktur, mavi küpten gelen bir şey bu kübe etki edemez."
tek yüzü kırmızı olan bu kübe... ….şu olmadıkça....
şu maddeye tekrar dikkat edin...  ...şu olmadıkça
tek yüzü kırmızı olan küp tüm yüzleri mavi olan kübün
inanç sistemi yapısından etkilenecektir ancak
bu etkilenmeyi küp seçmek isterse etkilenir, istemezse
etkilenmeyecektir dolayısıyla bu kübün seçimine bağlı.

Seçmediğinizi söylediğiniz halde, bu şeyler size
neden etki ediyor?
Motivasyon ve tanımlama... bu ikisi güçlü bir müttefiktir
Tanımlama... motivasyon--  bir araya getir: realite.
Görünüşte seçtiğiniz bir şeyi, seçmeyi tercih etmediğinizi söyleyebilirsiniz
Eğer bu hal sizde varsa buna alışkanlık yapan davranış diyelim
burada motivasyonunuza bakmak lazımdır
çünkü motivasyonunuz olmadan hareket edemezsiniz
bir saniye bile motivasyonsuz yaşayamazsınız....
asla, asla, asla motivasyonsuz duramazsınız
her zaman motivasyonunuz ile tanımlamaları seçersiniz,
bazı inanç sistemleri... motive olmaya ihtiyacınız yoktur,
ihtiyacınız olan motivasyonunuzun nereye
yöneldiğini idrak etmektir.
Bu anahtarı unutmayın.

Öyleyse bir şeye karşı isteksiz olduğunuzu bulursanız,
bulduğunuz olgunun bir düzeyinde şöyle dersiniz
İşte, bu benim gerçekten yapmak istediğim şeydi, bunun yerine niçin
bunu seçeyim ki?

Bunun anlamı o şey hakkında
sende bazı tanımlamaların olması gereğidir
bunun yerine, bunu seçmeye motive olmalıyım dersin
buradan şu çıkar ki, sende hayatın hakkını vererek,
yaşamak hakkında negatif inanç sistemleri olabilir
Çünkü şu şekilde düşünüyorsun
değişim bir mücadele, meydan okuma ve değişim yapmak çok acı dolu bir süreç
veya şöyle diyorsunuz “Eğer kendi neşeme doğru hareket
etmek istersem başarısız olabilirim ve bunu hazmetmek beni aşar
Böylece kendin için bir şey/atış yapmayacaksın ve diyeceksin ki
güvenlik oyununu oynayarak daha fazla mutlu oluyorum”
Bu şekilde olguları sabitleyerek, her zaman yapmaya alıştığın şeyi yapmaya
devam ediyorsun ve bunun ne kadar acı dolu bir süreç olduğu
ile ilgilenmiyorsun. Bu konuda o kadar motive olmuş bir inanca
sahipsiniz ki değişim olursa, daha büyük bir acı dolu süreç
oluşur inancını taşıyorsunuz. Bu inanç sistemleri ile etkileşimde
kalarak, bu tanımlamalarla, hem hal olarak bulduğunuz hep aynı
şey oluyor. Çünkü bu düşünceler ve tanımlamalar sizi
arzuladığınız şeyleri yapmaktan alıkoyuyor, durduruyor.
Bunların hepsi sizin tanımlamalarınız, size gözünüze çok katı gözüküyorlar
hal bu ki onların ağırlığı hiç bir şeydir, fakat onlara inandığınızda
ki bu onları kendi gücünüzle beslemektir, inancın doğası gereği
çelikten yapılmış kadar dayanıklı gözükürler.

Bir inanç kendini devam ettiren, devam ettirdikçe kendini takviye eden bir  yapıdır
Bir kaç istisna dışında, tanımladığı şekile göre, olası diğer inançları dışlayarak
onu tamamiyle deneyimlersiniz

Ancak üstünde durulan inancı temel ekleriyle ele alırsak:
“İnançlar salt inaçtır... bütün realite deneyimleri
aslında tanımladıklarınızın/geleni nasıl okuduğunuzun ürünüdür.”
Öyleyse neye inanmayı seçiyorsanız onu bütün düzeyleri
ile deneyimlersiniz. ve sonra,  bir sonra ki an’da değiştirsiniz
daha önce yaptığınız gibi çünkü hepsinin aynı olduğunu bilirsiniz.

Burada anahtar... esnek olmaktır,
ve bunun altında yatan temel bir tanım vardır.
Öyleyse sizin tanımladığınızın haricinde başka bir realite yoktur, (Hayat ben, ben iken gerçektir)
Esnek olursanız böylece istediğiniz her hangi bir hali/realiteyi tamamiyle deneyimleyebilirsiniz.
ve bir sonraki anda ise tamamiyle farklı bir hali/realiteyi deneyimleyebilirsiniz
çünkü gerçekten bileceksiniz.. içinde olduğunuz olay için bileceksiniz, bir sonraki an’da
siz tamamiyle başka bir kişisiniz ve bunun anlamı tamamiyle farklı bir evrensiniz
Bütünüyle, tamamiyle, kesinlikle şunu ifade ederim ki
her değişim, değişimin tanımının küçüğü büyüğü olmaz
dolayısıyla her değişim bütünü değiştirir, bütünde değişim yaratır.

a+b = c şeklinde bir eşitliğiniz olsun
eğer buradaki değişkenlerden birini değiştirirseniz,
eşitliğin bütünü değişmez mi?
Tabiki değişir. Herhangi bir bileşeni değiştirin
neyi değiştirdiğinizin bir önemi yok sonuçta
tüm eşitlik farklı bir şey olur dolayısıyla
tüm realite tamamiyle farklı olur.

Şimdilik size bir önemli tanımlama daha vereceğim: Korku
Korku, korku, korku, korku,korku
ile siz çok uzun zamandan beri arkadaştınız.
Ona arkadaşınız gibi davranırsanız
daha fazlasını alırsınız

Korku... dikkat edin... korku...
sizin doğal titreşiminizin bir inanç sistemi
vasıtası ile filtrelenerek sizin kendi özününüzün
titreşimi ile uygun şekilde titreşmemektedir.
Heyecanınız, aşkın haliniz, sizin doğal titreşiminiz
bir inanç sistemi vasıtasıyla filtrelenmiştir ve özünüzle
uygun şekilde titreşmektedir.
Şimdi aslında şunu göreceksiniz
Korku ve Heyecan duymak aslında aynı enerjidir.
Biri özünüz ile uygun titreşirken diğeri özünüz ile uygun titreşmemektedir.

Konuyu gene analoji ile ifade edersek
gezegenizde piyano akordu ile uğraşan bir meslek vardır.
Piyanonuzu çalarken ve müziğin sesi kulağınıza hoş gelirken
birden bir noktaya gelirsiniz bastığınız tuş
buruk bir ses çıkarıyordur, “güm, güm, güm, güm”
Bu zehir gibi acı sesi duyduğunuzda panikleyip
gidip tuvalate saklanır mısınız? Saklandıktan sonra
Bir daha piyanoma dokunmayacağım mı” der misiniz?
Elbette hayır, dersiniz ki:”Piyanomun akorda ihtiyacı var
böylece çalacağım parçadaki diğer notalarla ahenkli
bir dizi ses çıkartacaktır.

Piyanodaki her tuş bir tanıma benzer, bir inanca benzer.
Dolayısıyla hayatınızda size korku hissi veren bir noktaya geldiğinizde
olayın size söylemek istediği tek bir şey vardır, “Hey... hey, hey, hey, dikkat et buraya,
söylemiş olduğun şarkının burasında bir inancın var
bu inanç piyanonun geride kalan tamamı ile uyumsuzluk gösteriyor”.
Güzel akord yap... uyum ve dengeyi geri getir... kaçma... keşfet:

O tanımlamayı keşfet sana hissetirmek istediğine izin ver
Bu keşfi, kendi enerjin, korku olarak adlandırdığın süreçteyken yap
çünkü tüm paradokslar (ve paradoks çok güçlü bir alettir),
korkunu arkadaşın yaparsan “korku...evet neşe!”,
korkunun sana bilmen gereken bir şeyi söylemek için
orada olduğunu bildiğinde, davet edileceksin ve mucizevi
bir şekilde korkunun kaybolduğunu göreceksin.
Sebebi onu bir şey dönüştürdün önce, merağa:
Bunun anlamı ne?” ve sonra neşeye
"kendine izin vererek geleni istekli bir şekilde kabul ederek senin için
ne ifade ettiğini keşfettin".

Bu korkuyu nasıl kullanacağındır,
çünkü korku sadece kapıyı çalar:
Öyleyse şuna önem ver...
bu gelen, senin, kendin hakkında bilmek istediğin bir şeydir,
bu geleni senin, kendinle bütünleştirmeye ihtiyacın olduğunu bilmelisin
böylece biraz daha asıl kendin olma yolunda ilerlersin
ve bu eğlenceli değil mi? Elbette eğlenceli

Öyleyse korkularına gereken özeni göster.. onlar iptal etme.. onları hisset,
tüm düzeylerde olabildiğince vermek istediği mesajı al.
ve sonra bilinmeyenin içine dal... korkunun içine dal,
bırak senin vasıtanla yıkasın...seninle beraber giden tüm algılamaları hisset
ve sonra korkun seni ateşleyip tutuştursun... senin yanmakta olan merakını tutuştursun,
Bu muhtemelen ne anlama geliyor... Bu yolda kendimi deneyimlerken, aslıma uygun, hangi tanımlamaya inanmalıyım?” Ne olabilir, merak ediyorum?

Sonra keşfet, neye inandığını idrak et,
realite hakkında ne tip tanımlara sahipsin bunları idrak et
ve onları baştan yaz.. baştan keşfet.. baştan tanımla,
yaratıcı ol, tahayyül gücünü kullan, bunlar senin için

Bir kere bunu yaparsan, sana garanti ederim,
hatta bunu ben garanti etmiyorum, sonsuz olan garanti ediyor
yapmış olduğun değişimin tüm düzeylerdeki sonuçlarını alacaksın
düşünce... kelime... iş,
inanç...duygu... eylem
döngüyü tamamla... inançlarına inan
her zaman yaptığın gibi
ve böylece realite, evren ve sonsuz olan her zaman destekleyecek seni,
her zaman olduğu gibi
fakat seni belirli bir dereceye kadar destekleyecektir
ve inandığın her neyse o yön senin için en doğrusudur,
fakat olay yine geliyor doğrunun ne olduğu tanımlamasına
ve doğrunun tanımını yapmak sana bakıyor,
çünkü sır şudur “tüm doğrular doğrudur”,
ve bu sonsuz olanın doğasıdır,
aksi halde o sonsuz olamazdı, şimdi, öyle olmalı

Tüm doğrular doğru... hepsi eşit ve geçerli,
o halde hangisi sensen onu seç ve o doğruyu yaşa, taa ki fikrini değiştirene kadar,
bu fikir tabiki bir sonraki anda senin için doğru olan neyse o’dur !
tekrardan fikrini değiştirene kadar, o değişen doğruyu yaşa
tekrardan heyecanlarının yönü değişene kadar o heyecanını
takip et.. bunu her an yap, her an
gelenin bir önemi yok, takip et,
yeteneğinin hakkını vererek hareket et çünkü o senin kim olduğunu tanımlar
hatta senin düşündüğün tarzda olayın muradı gerçekleşmez
hatta senin beklentilerin doğrultusunda olay yaşanmaz
kendi doğrunu takip et çünkü o seni, ihtiyacın olan yere koyacaktır
çünkü heyecanın takip etme ihticacı içinde olduğun bir kanaldır,
yüzeyde  olayların nasıl göründüğünün bir önemi yoktur
çünkü yüzey bir ilüzyondur,
tesir ve yön..idrakler sayılır,
takip et... çünkü bu senin kim ve ne olduğunu gösterir,
ve tüm olan budur gerçekten.

Bütün bu olanlardan sonra, seni dürterek hatırlatıyorum
burada sana ne yapman gerektiğini söylemiyoruz
çünkü biz yeterince kendimizle meşgulüz
size kalkıp hayatınızı nasıl yaşamanız gerektiğini söyleyecek değiliz
fakat biz çok güçlü bir şekilde şunu öneriyoruz kendi aşkın coşkunuz için
şunu çok güçlü tavsiye ederiz

Hayatta canlı olarak kalma yerine hayatını yaşa

Sizi bununla başbaşa bırakıyoruz

Varlık:Bashar
Medyum: Darly Anka
Çeviri: (www.maddeveruh.org)

Temeller

Bir kere daha bu fırsatı değerlendireceğiz.
Öncelikle her birinize ve herkese, bireysel ve kollektif olarak,
bu zamanda, bu yolda, bu günde,
bu kanal vasıtası ile bu ortak sahanın yeniden yaratımına
izin verdiğiniz için teşekkür ediyoruz.

Uygarlığınız her zaman, uygarlığımızla, bu şekilde,
bu yolla iletişime geçer.
Bu şekilde biz sonsuz olanın farklı bir vehçesini
sizin her biriniz kanalı ile görme ve deneyimleme imkanına kavuşuruz.
Bu fırsat sayesinde idraklerimiz genişlerken
yaratımın farklı yollarını kendimizce deneyimleriz ve şimdi bu büyük hediye için şükranlarımızı sunarız.

Bugünkü akışımıza aşağıdaki fikiri takip ederek başlamak isteriz.

Öncelikle ve en önemli konumuz bizim anlayışımıza göre
sizlerin bizi neyle etiketlediği üzerinde duracağız.
Bu etiket dünya dışı varlıklarla olan etkileşimleri kapsamaktadır. Biz bunu bilmekle beraber dünyanız,
ruhun çok büyük bir dönüşümünden geçmektedir
öyle ki bilinçte büyük bir dönüşüm meydana gelmektedir.

Bu konu sizin kendi dilinizde ifade ettiğiniz
üzere gerçekleşecektir. Kendiniz bu fikirleri ifade ederken
bu etkileşimin oluşması için gerekli izinleri veriyorsunuz.
Daha öncede, zaman zaman size bahsetmiştik, bizimle görüşecektiniz.

Bunu sizin için yapmıyoruz,
Hayatlarınız için, sorumluluklarınızı üzerimize almıyoruz,
Biz kendi hayatımızı yaşıyoruz, teşekkürler,
kendi hayatımız bizi yeterince meşgul ediyor.
Sizin yerinize, hayatlarınızı yaşamak için zamanımız yok!

Fikrin bu nedeniyle birlikte bizde bu fikirle oynamak isteriz.
Sizinle etkileşim olsun isteriz ama eşit ölçüde
Sizin her birinize tüm fırsatlar/potansiyeller ifade edilerek yansıma -bilgi akışı- gerçekleştirilir.
Şimdi özellikle bu metodoloji vasıtasıyla sizin kendiniz bizimle eşittir.
ve siz herhangi bir fikri şuurunuzla idrak edebilirsiniz.
Biz basitçe bu zamanı kullanmaktan keyif alacağız
Size bu gerçeği hatırlatmak için,
Size aslında doğru olarak zannetiğiniz kendinizin bazı veçheleri hakkında hatırlatma yapmak için,
Sizi bu anlamda bir hale sokmak için ve kendinizi o hale sokmanız için yardım edeceğiz.
Böylelikle bu hali deneyimleyerek kendi asıl cevherinize dokunabileceksiniz.
Bu dokunuşla yolda iş görürsünüz
Bu şekilde iş görmeyi siz tasarladınız
ve bu iş görüş sonsuz olanın bir yansımasıdır.

Öğrendiğinizde... izin verdiğinizde,
Kendiniz için yapmanız gerektiğini hatırladığınızda,
sadece kendinizin bireysel olarak titreşimini değiştirmezsiniz.
Bilakis meydana getirmiş olduğunuz realitenin tümünün frekansını değiştirirsiniz
Bu titreşimin frekansını değiştirmek televizyonunuzda uzaktan kumanda ile
o an izlediğiniz kanalı değiştirmeye benzer.
bilgiyi idrak ettikçe programı değiştireceksinizdir.

Titreşimin frekansını değiştirdikçe, titreşimi hızlandırdıkça, yukarı doğru adım attıkça,
bu metod vasıtasıyla daha fazla kendiniz olursunuz,
böylelikle kendi cevherinize, özünüze, asıl frekansınıza daha çok yaklaşırsınız
Bu kendinize yaklaşım sayesinde ifade etmek istediklerinizi daha deneyimlenebilir kılarsınız
düşündüklerinizi gerçekleştirirsiniz.
Aynı düzeyde hareket eden başka bir varlık
herkesle ve her birinizle bireysel veya kollektif olarak
etkileşime geçebilir fakat öncelikle ve en önemlisi
sizin yabancı(lar) olarak adlandırdıklarınız kisveler aslında
sizin şuurunuzun bir parçasını teşkil etmektedirler.
Ancak çok uzun bir zamandır bastırılmaktaydı, ve korku maskesi altına gizlenmişlerdi.
inkar fikri altında gizlenmişlerdi, tüm bu parçacıkların fikri altında hepsi şuurunuzda meydana geldi

Bizler sizin imajine edebileceğiniz bir şekil veya kalıpta değiliz
negatif anlamda sizi yargılamıyoruz bilakis bize inanın dediğimizde
sizleri koşulsuz sevdiğimizi belirtmek isteriz
Burada sizinle bu etkileşimi gerçekleştirmemizin asıl nedeni
sizin ne gibi bir yapabilirlik yeteneğine sahip olduğunuzu görüyoruz
hatta kendinize izin verdiğinizde bunun daha fazlasını da yapabilirsiniz.
Realitenizde yarattığınızın bütündeki yerini görmek bizim için çok basittir.
Bizler size tamamen, kesinlikle ve bütünüyle inanıyoruz.

Bununla beraber bizim size olan inancımız asıl konumuz değildir.
Sizin kendi kendinize olan inancınız bir şeydir
ve bu inanç farkı yaratırken, yaratım yeteneğini meydana  getirirek,
sizin kendi kendinizi görmenizi sağlar.
Böylece bu yolla kendinizin sınırsız varlıklar olduğunu keşfedersiniz

Zaman zaman işaret ettiğimiz, bizlerle olan etkileşime dönersek,
bizleri dünya dışı varlıklar olarak tanımanızdan öte, bizim inandığımıza
odaklanmanız bu noktada zaman alacaktır ancak daha da önemli olan
bir durum varki o da asıl kendi öz cevherinizle irtibatı sağlamak, asıl kendinize dokunmanızdır.
Hakikatte kim olduğunuza, izin vermezseniz bizimle buluşacak birileri yoktur
Sizin tabirinizle evde değilsinizdir. Biz gelir kapıyı çalarız fakat siz evde yoksunuzdur
Sizler zannettiğiniz fakat hakikakette gerçek olmayan bir şey hali içinde olursunuz
ve bu sırada kapıda cevap verecek kimse yoktur Adeta şu mesajı verirsiniz
şu an kaplama alanı dışında lütfen daha sonra tekrar deneyiniz

Öyleyse bize göre yetenekli olmak bugün burada buluşmuş
olmamızdan kaynaklanmamaktadır, bunu yapıyor olmamız
çok önemli değildir. Bizim dürtümüz size asıl kendinizi keşfettirmektir
ve bunu AN’da/genişlemiş şimdi de olarak burada yapıyor olmanız mühimdir.
Bizler sizinle ancak burada ve An’da olarak/ genişlemiş şimdi de sizinle buluşabiliriz

Şimdi bu anahtar bilgi bizi çok kritik ve dönüm noktasına getiriyor
Krtik nokta şudur:
Size ait tesir frekansını nasıl keşfedersiniz?
Bu tesir frekansının yaratımına, an be an, gün be gün, hayatınızda
istediğiniz şekilde nasıl izin verirsiniz?


İleriki akışlarımızda ileriki diyaloglarımızda bu konuları
daha detaylı ifade edeceğiz, Böylece fizik realitenin
temel prensiplerini ele alacağız? Eğer sizin dilinizde
ifade edersek bu prensipleri daha iyi kavrayacaksınız

Fakat şimdilik sizinle bu konunun üzerinden geçerken
bir anlayış vereceğiz, böylece en azından temel ilkelerle
karşılaşacağız. Şunu da  bildirmeliyim ki bu bilgileri
idrak edebilmek, bilgileri kendi yaşamınızda yaşamanızla
mana kazanacaktır.

Birinci prensip, gerçekte, tüm bunların hepsi ilgili fikirin idrak edilmesiyle
anlam kazanır ve siz bunu bir çok kez farklı kaynaklardan duydunuz.
Size bunu ilk biz söylüyoruz demiyoruz. Bu bilgi binlerce yıldır
beşeriyetin ortak şuur sahasında mevcut. Şöyle diyorlar
“Heyecanınızı izleyin”

Neden bu çok önemli?
Neden her seferinde bunu duyuyorsunuz?
Neden mutluluğu/gelişimi takip edin ifadesini duyuyorsunuz, neşeyle
hareket etmek, neden hayatınızda çok önemli bir prensip?

Tabi... Tabi,
Tüm bunlar koşulsuz bir sevgi tabanından besleniyorlar
Sonsuz olanla uyum içinde olmak,
fakat araçların başlangıcı açısından siz bunu
kendi psikolojik realitenizde kullanabilirsiniz.
heyecanlarınızı takip etmek büyük önem taşır ve ben
size bunun nedenini söyleyeceğim.

Takip edilen fikir şudur?
Genelde heyecan hissi dediğimiz şey...
neşe halinin fiziksel algılanması (fakat bu hal içine her zaman giriyorsunuz
anlamı taşımaz)
sizi barış içinde hissetirir, sizi kendi merkezinize getirir, varlığınızda
kendinizi esnemiş hissedersiniz. ve daha bir heyecan duyarsınız,
fakat bu heyecanın titreşimi...
(seyircilere)
Aah, konuya dikkat gösteriyor musunuz? dikkat gösteriyor musunuz?
Tamam, sadece bu akış esnasında diğer tarafın akışı aldığından
emin olmak istedim.

Heyecanı hissetmek bir fiziksel dönüşümdür.
Titreşimsel rezonansın fiziksel dönüşümü
sizin hakiki varlığınızı ifade eder. Asıl varlığınızdır.

Öyleyse her ne vakit, herhangi bir fırsat karşısında
hareket ederseniz eş zamanlı olarak hayatın içinde
kendinizi göstererek, ifade edersiniz. Bu gösterim
en yüksek heyecanı içinde barındırır.
Genelde şöyle konuşursunuz
Evet asıl kendim olmak için yaratıldığımı biliyorum
Bu gelen -durum, koşul-  benim için hayatımın bu kısmi zamanında
her ne barındırırsa barındırsın, kaçırılmaması gereken bir fırsattır.
Gelen dışardaki olguların dışında bana daha yüksek heyecanlar
sunması mümkün haldedir. O halde bu an, en heyecanlı potansiyeli
barındırandır.


Eğer heyecanınızın sizin doğru frekansınız olduğunu idrak ederseniz
yaptığınız eylemde duraksama olmaz
yaptığınız eylemde güven oluşur ve bu güven sizin özünüzle
içinde bulunduğunuz hal arasında uyumu meydana getirir
Bu bapta görünürdeki sizin, olguyu nasıl tanımladığının
bir önemi yoktur bilakis kendinizden kendinize kurulan bu bağ
ihtiyacınız olan tüm elementleri sizi desteklemek için biraraya
getirir. Bu gelen ihtiyaçlar görünürdeki sizin, asıl kendiniz -özünüz- olma,
özünüzü içinde bulunduğunuz alanda ifade etme direncine göre
şekillenirken siz:

a) kendinizi tanımlarsınız
b) sizi bir sonraki heyecan-kendini aşma- haline taşır    

Bu ifade ettiğimiz hal, duraksama, negatif yargılama ve aşırı analiz
-zihinsel faaliyet- olmaksızın yapılan neşenin otomatik bir
fonksiyonudur (Hakkını vermek)

Bu neşe halini yaşarken evrene bir durum bilgisi verirsiniz, dersiniz ki,
“Bu Ben’im... her ne inanca sahip olsamda her zaman desteklemiş
olduğun gibi destekle beni”.


Şimdi bu fikiri uyguladığınızda inançlarınızda bir sıçrama yaptıracaktır
her anınızı burada ifade etmiş olduğumuz neşe halinde yaşamaya
çalışırsanız bunu davranışlarınızda yansıtırsanız
bu sizin kim olduğunuzu gösterecektir.
Aynı zamanda mahkumiyet/sınırlılık derecenizi gösterecektir
Evren kendine yansıyan olguları geri yansıtmakta muktedirdir
Siz ne gösterirseniz o derecede destek alırsınız.
Sınırlılığınızın derecesi bu bağlamda sizin kim olduğunuzu tanımlar

Hepiniz bu ifade edilenleri takip ediyor musunuz?
Bu bir felsefe değildir, bu fiziktir.
“Ne ekerseniz onu biçersiniz”
Bu arada bu ifade yaratımın üçüncü prensibidir.
Ve yaratım yasası dört tanedir.

Bir numara: “Varlık hep mevcuttu”
Bunun hakkında konuşmuyorum

İki numara: “Bir hepimiziz ve hepimiz biriz”
Bu aynı zamanda yaratımın kanunudur.

Üç numara: az önce söyledik
“Ne ekerseniz onu biçersiniz”

Dört numara: “Değişim sabittir sadece yukarıdaki ilk
üç yasa değişmez”

Bu kadar! Realitenizde deneyimlediğiniz her hangi
bir deneyim hali, yukarıda bahsetmiş olduğumuz bu dörtlü
prensibin varyasyon ve kombinasyonlarından ibarettir.
Deneyimlemiş olduğunuz her halin tezahürü
bu dörtlü prensibin varlığın ne derece idrak ettiği ile alakalıdır.
Bu dörtlü prensibe yakınlığı, bilinçli uyumu sizin idrak seviyenizi
belirler.


Sembolik, örten bir dille, sizin dilinizde söylendiği şekilde söylersek
“akışla beraber gidin !”
Bu ifadenin altında bilinçli bir farkındalık ve bahsetmiş olduğumuz
4 prensibe yönelik bir cehit hali söz konusudur ve bu prensipler
hayatınızın her koşulunda karşınıza gelirler.

Tekrarlarsak
Bir numara: “varlığınız mevcuttur”.
İki numara: “BİR hepimiziz, ve hepimiz BİR’iz”
Üç numara: “Ne ekersen onu biçersin”
Dört numara: “Değişim ilk üç prensip haricinde tek sabitliktir“


Yeterlice söylersek bu prensipleri kendi
bünyenizde -özünüzde- taşıyorsunuz ve onları tanımaya
başlıyorsunuz. Bu bilgiyi deneyimleyerek idrak
ettiğiniz sahayı fiziksel realite olarak adlandırıyorsunuz.
Fiziksel realite hakikatte hiçbirşeydir -illüzyon- sadece
aynadır. Tam anlamıyla fiziksel realite hiç bir şeydir..
hiç olan bir şey, yani yok öyle bir şey. ilüzyon.

Gezegeninizde kullanılan bir araç ile analoji yaparsak
siz ona ayna diyorsunuz -sırlı cam- ifade ettiğimiz
olgu  yerine oturacak. Eğer ayna’da yansıyan yansımanızı bir
an için düşünecek olursak yansıyan şey gerçekte ayna
üzerinde değildir. Ayna sizin suratınızdaki ışığı size
geri yansıtmaktadır. Bu yüzden siz yansımayı görürsünüz
Aslında aynanın üzerinde kimse yok, hiç bir şey yok.

Ayna aslında boş. Mükemmel bir reflektör olarak
üzerinde hiç bir ışığı tutmaz bilakis size tümünü
geri yansıtır bu yüzden siz yansımayı görürsünüz.

Psikolojik realite  onu aynen alırsak o bir aynadır,
sadece biraz daha komplike bir aynadır,
bir holografik aynadır... çok boyutlu bir aynadır,
öyleyse ayna’da gördüğünüz her yansımayı kendiniz
olarak tanımlamamalısınız.
fakat inanın bana... onlar...tüm yansımalar sizsiziniz.
Bununla şunu kastediyorum. Bütün nesneleri,kişileri,mekanları,
şeyleri, tüm halleri, tüm durumları, uzay ve zamanın her anını
deneyimlemeyi seçtiğiniz belirli bir zaman ve bakış
açısından siz kendi kendinize yansıtıyorsunuz.
Bu size bir anlam ifade ediyor mu?

Bu ifade edilenleri doğru bir fizik prensibi olarak idrak etmeye
başladıkça, düşündüğünüz olayları gerçekleştireceksiniz...
Ancak bu her yansımanın bire bir bizzat fiziksel realitenize
yansıyacağı anlamına gelmemelidir,
Bu bakımdan bir kişinin karşısındayken sizin için bu durum
ne anlam ifade ediyor? Özellikle deneyimlediğiniz olgunun
özünde, o kişi, sizde olan bir şeyi size gösteriyordur.
ve siz her zaman yansımanızdan bir şey öğrenirsiniz.
çünkü her zaman olan yansımadır,
ve olguyu eğer bir yansıma olarak idrak ederseniz
aslında hayatın sebebi/nedeni/kozalitesinin kendiniz
olduğunu fark edersiniz, siz kendi kendinizin fırsatı olursunuz,
kendi kendinizin amacı olursunuz.
Eğer bir yansıma olarak realiteyi  ele alacak olursanız
onu incelerseniz ve aldığınız yansımayı beğenebilirsiniz
veyahut tercih etmeyebilirsiniz burada tercih etmeme
yargılamak değildir...”tercih etmiyorum” anlamı kendi
frekansımla uyuşmayan bu frekansı gözlemliyorum demektir
Negatif yargılama ve tercih etme arasında fark vardır.
Tanımlamalarınıza dikkat edin... birazdan konuya geleceğiz

Fikir, bununla beraber, tanımaya çalıştığınız
eğer varolan o yansımayı seçmiyorsanız
o halde bu biçtiğiniz sürecin değiştirilmesi gerektiğini
biliyorsunuz ve farklı bir yansımaya döneceksiniz
bu noktada kendinize izin verirseniz her zaman
seçimi yapmaya muktedirsiniz, sizde seçimi
yapmak için özgür irade mevcut.

Bu düzeyin konseptinde kendinizi nasıl deneyimleyeceksiniz?
fiziksel realitede hangi metodu uygulayacaksınız?

Tekrar ayna analojisine geri dönersek
kaşlarınızı çatarak aynada suratınıza bakarken
şöyle diyebilir misiniz?
“Tamam aynadaki yansımam ısrar ediyorum şimdi güleceğim
ve mutlu olacağım fakat önce sen gül yoksa ben gülmem”
Sizce bu savaşı kim kazanır?
İnanın bana... ayna sizi bekler.

Verilen fikri anlamak istersek
eğer aynaya yansıyan suratta gülen bir yüz görmek
istiyorsanız önce sizin gülmeniz lazım... yoksa gülen
bir yüz hiç bir zaman göremeyeceksiniz.

Onun için eğer bu fikri psikolojik realiteye
doğru genişletirsek ve burada analojiyi kullanırsak
anlayacağınız bir çoğunuz eğitim görmüş
terbiye almış varlıklar olarak kendi davranışlarınızın
kaynağı olarak kendi kendinize başınıza gelenleri
oluşturuyorsunuz.

“Mutlu olacağım eğer... Mutlu olacağım ne zaman...
bir kere daha olmayacak... ayağımı buraya koyuyorum!
Eğer bu olursa mutlu olacağım...
Bunu benim için yaparsan mutlu olacağım...”,
hepiniz bu seslere aşinasınız değil mi? zaman zaman geliyor

Fikri basitçe anlarsak tekrardan,
tartıştığımız prensibi idrak etmeye çalışırsak
daha fazla istediğinizi gerçekleştireceksiniz
“ Mutlu olacağım çünkü bu  benim istediğim! ”

Sen mutluyken çünkü bu senin istediğin
ve burada işaret etmek istediğim mutluluğun titreşiminin
gerçekte, yalandan yapılması veya üstünün örtülmesi değil
bilakis “Ah ,evet ben ç-o-k mutluyum”, diyerek içten
ifade edilmesidir. Hissetiğinizin engellenmemesi gerekir
yüzleşmeye ihtiyacınız olduğunuz şeyin engellenmemesi gerekir
korkularınızın deneyimlenip sizin tarafınızdan kendi düzeninde
uyumunun yaratılması gerekir. Burada bahsettiğim husus
kaçınma,bastırma değildir. Ben size gerçek neşenin ve
mutluluğun titreşiminden bahsediyorum

Bu titreşimi tekrar seçtiğinizde daha sonra ne olur?
üçüncü prensip neydi hatırlayın?
“Ne ekersen onu biçersin, ne koyarsan onu alırsın”
İkinci... anlık.... o anda olduğunuz titreşimin,
fiziksel realiteye olan yansımasının seçim imkanı yoktur.
fakat o titreşimin realiteye olan yansıması sizin
coşkunuzun titreşim düzeyine bağlıdır.
Çünkü evrenseli yansıtan ayna’nın kendine ait
bir zekası yoktur. sizin seçiminizin tersini yapamaz.
sizinle tartışmaz... “Evet, seni mutlu gördüm, fakat
sana mutlu bir yansıma vermeyeceğim demez, hayır!”

Onun böyle bir yeteneği yoktur
O sadece bir hiçtir...hiçbir şeydir.
O sadece ona koyduğunuzu yansıtır. ve o kadardır.

Öyleyse mutluluğun titreşimi olabilirseniz,
o hali yaşıyan biri olarak şunu göreceksiniz, kendinizin
mutluluğunun yansımasını tüm yönleriyle yansıtacaksınız

belirli düzeyde bu mutluluğun titreşimini açık tutabilirseniz
o realitede olacaksınız


Şimdi bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum, sizin
toplumunuzu gözlemlerken algıladığımız bir halden
bahsetmek istiyorum, bu hal bir çoğunuzun başını
derde sokuyor.


Birçoğunuz mutluluğunuzu bir koşula tabi kılıyor, hatta
bunu düşünürken bile bunu yapıyorsunuz. Şöyle diyorsunuz
kendi kendinize
“Evet, tamam, evet, Mutlu olacağım çünkü biliyorum
eğer mutlu olursam... sonra mutlu olacağım bu realitede
hatta böylece bu istediğimi alabileceğim... ve sonra
arzuladığımı alabileceğim”
eğer... öyleyse,
eğer... öyleyse.


Dışarda olacak olaylara göre kendinizce koşullamalar yapıyorsunuz
ve söyliyeyim dışarısı diye bir şey yok,
öyleyse bu fikir bizi şunu idrak etmemizi sağlıyor:

Prensipler(in) için gerçekten çalışırsanız,
gerçekliğiniz içinde onlar size geri yansıyacaktır
Bu hal mutluluğunuzun hakiki yansımasıdır.
Beklenti olmadan mutlu olabilirsiniz
ve tekrar bu hal mekanizme gereği geri yansıyacaktır.


Bu dörtlü prensibin çalışma şeklidir.
Zahmet ettirmeyendir.
Kusursuz kılandır.
Sonsuz yapandır.
Saflaştırandır.
Zarif edendir.
Güzel kılandır.
Muhteşem yapandır

Daha sonra ne gelecek diye düşünmenize gerek yoktur.
basitçe bahşedilmiş olanı alırsınız ve bilirsiniz
basitleştirerek var olan sonsuzluğa şükredersiniz
Mutlu olduğunuzu bildiğinizde hiç bir şey olmaz
sadece mutlu yansımalar olur ve mutluluğunuza
hiç bir koşul koymanıza gerek yoktur. “Evet
mutlu olacağım çünkü sonra istediğimi alacağım”
dememelisiniz.

her neyse beklentiniz olmadan mutlu olabilirsiniz
Yani sıfır beklenti, çünkü neden sıfır?
Merkez
hiçlik noktası
Varolduğunuz yer.. burada ve şimdide
hakiki bilinmeyende.

Birçoğunuzun binlerce yıldır
“bilinmeyen” olarak etiketlediğinden gözü korktu.
Bunu tüm içtenliğim ve samimiyetimle size açıklayacağım
Bilinmeyenle arkadaş olun... bilinmeyen tek mekandır...
ve bunu tekrarlıyorum tüm kalbimle,
bilinmeyen kendi gerçek benliğinizi keşfedebileceğiniz aslında
tek mekandır
Bu sürede, bunu kalbinizde taşıyın, işin şuuruna varın ve idrak edin

Bilinmeyenin içine atlayın... sakın korkmayın veya
sizler... korkarsınız ve herhangi bir şeye atlarsınız!
Bilinmeyende sizler sadece keşfedersiniz,
bunu garanti ederim ve bunun için söz veririm
siz kendinizi daha fazla keşfedersiniz
çünkü orada olan her şey keşfedilerek sizin
tarafınızdan deneyimlenir.

Niçin biliyor musunuz? Söyleyeceğim teşekkür ederim.
Sebebi varolan konuşma dilinizin kısmi bir parçasının
mükemmel  bir tesadüfüyle çok güçlü
takviye aldınız. Soruyorum niçin bilinmeyendeyken
kendinizi keşfedersiniz? Sebebini dilinizdeki güzel
bir tesadüf  bu noktaya işaret ediyor.
(Çevirmenin notu: türkçede aynı harflerle yazılan fakat okunduğunda
yapılan vurguya göre anlamı değişen kelimeler burada ifade edilmek
istenen duruma örnektir, mesela yar kelimesi, hem sevgili anlamında hem de
uçurum anlamına gelir.)
Sizler evrensiniz, evren sizden yapılmıştır?
(Çevirmenin notu:Şimdi buradaki benzetme şu şekilde açıklayalım, ingilizce evren
universe kelimesi ile ifade edilir. Burada tebliği veren plan universe yerine
“you”niverse kelimesini kullanıyor okunduğunda her ikiside “yunivers” şeklinde
telaffuz edilir, ses benzeşimi gereği evren aslında sizsiniz demeye geliyor)
Kendi yolculuğunuzda bulacağınız yine kısmi kendinizsinizdir. Siz kendi
kendinizin eşi olursunuz.
Sonsuz ifadenizi,
ister tanrı diye çağırın
ister tanrıça diye çağırın
ister hepsi o olan diyin bizim dediğimiz gibi, çok önemli değil
çünkü hepsi o olan neyle çağırdınızı önemsemez.
çünkü hepsi o olan sizin onu neyle çağırırsanız
çağırın kendi bünyesinde çağırdığınız ismin
bilgisine sahiptir ve çağırdığınız şeyi kendi ismi olarak
kabul eder. çünkü hepsi o olan herşeyi içerir
aksi halde onun ismi hepsi o olan olmazdı.

Çünkü sizin dışınız dediğiniz yerde bir şey yoktur,
eğer dışarısı diye bir şey olsaydı şu şekilde
okumak gerekirdi “hepsi o olan, artı dışarısı her neyse”
Lakin “hepsi o olan” seslendirildiği gibi “hepsi o olandır”
(Çevirmenin notu: arapça la-ilahe, illa allah, dışarıda hepsi o olanın dışında
bir başkası yoktur.)
onun dışında bir şey yoktur çünkü bu kadar basittir.

Fikri idrak etmeye devam edersek
basitçe keşfedeceğiniz “hepsi o olan”
bilgisi vasıtasıyla  kendini deneyimler
Burada bütünü oluşturan eşsiz parçalar
vasıtasıyla “hepsi o olan” deneyim yapar
Yaratımın ikinci prensibini hatırlayın
BİR hepimiziz, ve hepimiz BİR’iz

Hepsi o olan’ın bilgisinin her bir parçası
hepinizsiniz... hepimiziz
her bireysel varlık... her bireysel konsept
bütünün kısmi bir parçası olarak kendini
deneyimlemesinden  ibarettir.

Önemli nokta...tekrar geriye sarıp size hatırlatacağım,
çünkü anladığımız kadarıyla zihinleriniz toplumsal
ayırım yapmaya meyilli şekilde eğitilmişler bu yüzden
gezegenizdeki bazı bireysel varlık asıl noktayı
kaçırıyorlar, bir çoğunuz, evet...
bütünün bir parçası,
fakat bütünün bir parçası olarak sizler
bütünün kendini deneyimlemesini bütünün
bir parçası olarak ifade ediyorsunuz.

Diğer taraf ayrımı yapmaksızın bütünü oluşturan
bir parça olarak, sizlerin salt kendinizi düşünmenizden
büyük fark vardır. Şunu idrak etmelisiniz ki,
varlığınız holografik olarak bu ve o dur...
aynı zamanda  ne o dur, ne budur.

Herhangi bir şeyi bu ve o olarak imajine edebilirsiniz
bu herşeyi içerir, sizin çok yanınız/veçheniz vardır
elinizdeki bozuk para misali, yazı mı yoksa tura mı?
açıkçası olayın tek bir veçhesi olsaydı o bozuk para
olmazdı.

Öyleyse siz hem parçasınız hem bütünsünüz
sizler hepiniz bir ve aynısınız
fakat bütünün kısmi bir parçasını
ifade ediyorsunuz.
(Çevirmenin notu: Bu da sizin o devre ve mekan için
idrak edeceğiniz -içeceğiniz- çorbanızdır)

Buradaki fikri bu yolla idrak edersek,
kendinizi daha bütüncül, tamamlayıcı
şekilde deneyimlemeniz bütünün deneyimleri
hakkında size genişlemiş bir deneyim
imkanı/bilgisi sunacaktır.

Fikrin varlığını bütün bir resim olarak ifade edersek
sizler bu resmi büyük bir yap-boz’a benzetebilirsiniz.
Bir çoğunuz bu yap-boz’larla oynamayı seviyor, ve
bildiğiniz üzere yap-bozlar bir çok ebattaki farklı
bireysel parçalardan oluşur.

Şimdi binlerce yıldır gezegeninizi gözlemliyoruz.
Zihninizi çok eğittiğinizden dolayı, kendinize
bunu deneyip bu şekilde olmalısın,
bunu denemeyip bu şekilde olmamalısın tarzında
yaklaşımlar sergiliyorsunuz. Şunu deneyip bu
şekile girmelisin. “ buna uy, oraya uy, gel buraya... bu yola mensup ol,
bunu yap.. onu yap... kendin olma,
o işe yaramayacak... rüyanı durdur... tahayyül etme,
kendin olmayı bırak, bu uyum sağlamaz,
bizim söylediğimiz gibi ol”.

ve şimdi en sonunda kendiniz haricindeki
birşeyin uzmanı/üstadı olma haline geliyorsunuz.
Kısaca olmaması gerekeni deneyimliyorsunuz,

Şimdi fikrimize dönecek olursak, bu şekilde -kendiniz olmama halinde-
hareket etmeye devam ettiğiniz müddetçe,
kendi orjinal haliniz şeklinde hareket etmediğiniz taktirde
yukarıda vermiş olduğumuz örneğimizdeki yap-boz parçası şeklinde
kalmayacağınız  için bütün içindeki  - yap-boz içinde -
konumunuzu desteklemeyeceksiniz demektir.
Yaratımın bütün resmi içindeki yerinizi desteklemiyorsunuz
demektir çünkü o yere yapınız uyum sağlamıyor demektir.
O yere, kendiniz olmadığınız için uygun değilsiniz demektir.
Aslınıza sadık değilsiniz demektir.

Ancak asıl öz varlığınıza uygun hareket ederseniz,
asıl olması gereken şekilde/idrakte olursunuz.
Asıl olmanız gereken şekilde/idrakte olmanız o bütün resimdeki
ilgili boşluğu dolduracaktır. Bu noktayı varlığınıza
uygun şekilde doldurmanız diğer parçalarınıza erişebilme imkanını
verecektir. Çünkü bu erişim ile bütünü destekleyeceksiniz demektir.
Aynı zamanda bütün, diğer parçaları destekler. Kim ki, kendi
öz varlığına uygun şekilde hareket ederek, asıl kendi şeklini
ortaya çıkartmaya hevesli olur, o bütün tarafından desteklenir
Bu bir çalışma prensibidir. Anladınız mı?

Yaptığım sadece size varolanı geri yansıtmak.
Bunları zaten biliyordunuz fakat bir süredir unutulmuştu.

Varolanın hepsi bu... unutmuştunuz... bunun hepsini biliyorsunuz.
Size yeni bir şey söylemiyorum bilakis size derin, karanlık bir
sır söyleyeceğim. İdrak etmediğim bir şeyi size söyleyemem
bu mümkün değil. Peki sizde zaten yoksa niçin?
Çünkü sizin realiteniz nedir?.... Bir yansımadır.

ve ben, sizin realitenizdeyim,
Sizin bir veçhenizin yansıması zaten bunların hepsini biliyor.
Öyleyse şunu söyleyebiliriz
Şu anda siz kendi kendinize konuşuyorsunuz!

Öyleyse kendinizle delice konuşmaya istekli olduğunuz
için kendinize teşekkür edin.
Bütün bunları bilen kendinize ait parçanızla konuştuğunuz
için kendinize teşekkür edin.
Kendi farkındalığında olan bu parça bütün bunlara inanıyor
ve bu inancı realitesi ile bütünleştiriyor böylece tesirin
taşımış olduğu bilgiyi idrak ediyor.

Şimdi varlığınızın bütün bu yollardan elde ettiği fikir
çok sefer sizin tarafınızdan kullanılmıştır.
Bütün bunların peki amacı nedir?
Sizin dilinizdeki bir kelime ile ifade edersek
demlenme hali diyebiliriz.
(Çevirmenin notu: Demlenme, içtekinin dışarı çıkması, özü kalana
kadar kaynamak, ben bir gizli hazine idim bilinmek istedim,)

Bir kere daha, söyleyeceğim teşekkür ederim.
Fikir gerçekte daralarak tanımlama haline geliyor, tanımlama...
inandığınız... realitenizin yapıtaşıdır,
inandığınız... mümkün olanı tanımlama şeklinizdir,
böylece fiziksel realitede deneyim dediğinizi yaratırsınız.

Aslında fiziksel realite yoktur.... içinde bulunduğunuz hal fiziksel realitedir,
tanımladığınız dışında bir fiziksel realite yoktur.
tanımladığınız fiziksel realitenizdir.

Öyleyse öğrenip dediğiniz,
“bu tanımlama doğrudur... başka hiç bir şeye inanmayın”,
realitenizdir. Niçin?
önceden bahsettiğimiz üçüncü prensibi hatırlayın

Sonuçta...eğer yapabilirseniz
ilgili realiteyi yaratıp gerçekleştirirsiniz
veya o realiteye dahil olursunuz
daha spesifik olarak söylersek
“ne ekerseniz onu biçersiniz”,
mekanizma şu şekilde çalışır,
yapmış olduğunuz tanımlamanın titreşiminin rezonansı ile
kendi rezonansınız etkileşime geçer.
her tekil inancın farklı bir frekansı vardır.
Öyleyse size gelen tesirden çıkaracağınız
bilgi, deneyiminizi - eprövünüzü - tanımlamaktadır.
Bu olaydan idrak ettiğiniz olgu
sizin o gelen tesire/bilgiye/tanımlamaya
olan inancınızı, güveninizi, imanınızı
arttıracaktır. Böylece bu mekanizma yaratmış olduğunuz
realite deneyimini tezahür ettirir. Bu mekanizma teksir
yasası ile sürekli kendini devam ettirirken, varlık bu zinciri
aşmak/kırmak istiyorum diyene kadar olgu devam eder.
Ne zaman ki içinde bulunduğu hali aşmak ister
şöyle der: “Bir dakika, bu durumu ben yarattım !
Bu hali ben çektim, kendi inancımla besledim
yaratmış olduğum bu durum benim inanç sistemimle
örtüşüyor. Peki kendimi sorgularsam, içinde bulunduğum hal şu anda
tercih ettiğim inancımı yansıtıyor mu?”
Kendime vereceğim cevap: evet veya hayır?
Hayır diyorum kendime, o halde yargılamadan
ve eski tanımlamalar olmadan neye inanmayı seçmeliyim?
“Bunun yerine .... şuna inanmayı seçiyorum....”
böylelikle siz yeni bir tanımlamayı tekrar yaratırsınız
bu yeni tanımı doğrulayarak kişisel inanç sisteminize
uygularsınız. Bu inanç doğrultusunda davranış sergilersiniz

Kritik nokta! İnancına göre davranış sergile.
Sonra bir kez daha, size söylediğimiz şekilde
o inanç, o tanımlama, realitenin tanımlaması
size geri yansıyacaktır. Tıpkı hali hazırda
şu anda deneyimlediğiniz realiteniz gibi

İnanç..duygu...eylemsel davranış.
Bu üçlü tüm tezahürün üç anahtarıdır
İnancınız, daha öncede söylemiştik
inşa etmek istediğiniz evin planı -mavi kopya- gibidir

Duygu... evi yapan mütehait'in enerjiyi hareket ettirmesidir
Bu hareketle plan tezahür eder.
Bu yüzden coşku,heyecan duymak önemlidir
Bu yüzden her duygu kendisiyle uyumlu güçlü bir inancı aktif eder.

Öyleyse eğer bünyenizde güçlü negatif duygular varsa
ne tür bir duyguyu en çok hissedeceksiniz?
Korku

Böylece aktif hale geçirdiğiniz inanç
sisteminiz tezahür edecektir. Süreç
içinde davranışınız ve onun sonuçları
otomatik olarak içinde bulunduğunuz
alana yansıyacaktır.
korku dolu tutumlar... korku dolu yaklaşımlar,
korku dolu beklentiler... ve bu bütün gam ve keder
yüklü araçlar sizin korku konseptinizi
takviye edecektir.

Bununla beraber şunuda bilmelisiniz ki madalyonun bir diğer
yüzü mevcuttur. Bu tarafta pozitif yaratıcı inanç sistemi yapıları
mevcuttur. Bu yapılardan sonra varlığın gelişmesini sağlayan
varlığı heyecanlandıran bir saha mevcuttur. Bu duygu halide tezahürü
/yaratımı takviye edecektir. Varlık yine, yeni bir takım değişkenlerden
oluşan bu inanç sistemini tezahür ettirmek için yapılandıracaktır.

Davranışlarınız... eylem... inşaat yapma haline benzetebiliriz,
inşa edilen evde kullanılan malzeme kalitesi
tezahürü belirginleştirir. Öyleyse eğer sizin mavi kopyanızın
- yapı taşınızın - buraya ait olmayan bir çizgiye sahip
olduğunu bilirseniz hatta bu öyle bir çizgi ki, bozulmamıştır.
ve evinizin mütehaiti... duygularınız, evi inşa edeceğine
başka şeylerle meşguldürler. ve inşaatta kullanacağınız
malzemeleriniz.... davranışlarınız, eylemleriniz ve düşünce
süreçleriniz birbirlerine uymamaktadırlar, fiilerinizle fikirleriniz
hem ahenk değil ve bazı fikirlerinizle fiilleriniz hem ahenk değil
bu durumda nasıl bir ev’e sahip olabilirsiniz ki? Böyle
uyumsuz bir eve sahipken, yer sallandığında neden
şaşırıyorsunuz?

Şimdi önce planınıza/mavi kopyaya/yapı taşınıza(dna)/özünüze geri gidin.
Kendinizi zannetiğiniz/tanımladığınız siz ile uyum sağlamayan durumu tespit edin.
İşinize yaramayan tanımlamayı bulun,
o işinize yaramayanı nereden satın aldığınızı bulun,
ve bir çoğunuz kendinizin hatası olmadan bu tanımlanın
nereden geldiğini bulacaksınız. Aileleriniz siz büyürken
onların doğru olarak kabul ettikleri olguları, size doğumdan
önce başlayıp, siz üç, dört yaşınıza gelene kadar
telepatik olarak yayın yaparak açıklıyorlardı. Sizler
genellikle ve çok katı biçimde onların inanç sistemlerine
kilitlenip tabi olmuş oluyorsunuz. Sebebi basit hayatta
kalmak istiyorsanız onların inanç sistemlerini kabul etmek
zorundasınız. Hatta şöyle ifade ediyorsunuz
“Hımm.. beni önemseyen insanlar var onlar beni
taşırken onların nelere inandığına bir bakayım.
Aksi halde onlar beni desteklemeyecekler.
Öyleyse saf bir çiçeğin açılması gibi kendim
olup açılacağım. Onların beni besledikleri
her bir parçayı yutup, kanca atacağım.
hey bu gelen ne tadı çok kötü,
fakat bunun üstesinden gelmeliyim çünkü
eğer yapmazsam bana çok sinirlenecekler
beni sevmeyecekler.”
Anladınız mı? bütün bunların nereden geldiğini

Şimdi fikrimize bu açıdan bakarsak tekrar, bakışımız suçluluk
içermemelidir. suçluluk duymak yok sadece koşulsuz bir sevgi var
onların - ailelerinizin - kendi idrak ettikleri doğrultusunda kendilerini ortaya
koyduklarını bilmeniz gerekir. Kaşıkla besler gibi kendi
inanç sistemleri ile beslediler. Şimdi şunu idrak etmelisiniz ki
sizin şu an bir seçiminiz var. Gezegenin bu zamanında
kendi dönüşümünüzden geçtiğiniz bir noktaya geliyorsunuz
Bu noktada sizi tutsak eden zinciri kırabilirsiniz
heyecan duyup arzuladıklarınızı, kendinize izin verip,
kendiniz olup gerçekleştirebilirsiniz. Tanımını yapmış olduğunuz
ürünün -ki bu sizsiniz- tanımını değiştirebilirsiniz
yetişme şeklinizi değiştirebilirsiniz, harfi harfine
geçmişinizi değiştirebilirsiniz, harfi harfine
çünkü her şey şimdiden -an’dan- kaynaklanır
kendinizi yeniden tasarlayıp yaratırsınız.. çok gerçektir
yeni bir kişilik ve yeni bir varlık haline gelirsiniz
şimdi an’da olan yeni kişiliğin, realiteye yansımasına izin verin
bu yeni kişilik ,sizin yeni tanımınızla ve olmasını istediğiniz
kişi olarak sizi temsil eder. Gerçekten tekrar olgunun
ne kadar basit olduğunu fark edin.

Ancak bunu gerçekleştirmeniz için
herşeyin sizin tarafınızdan yeniden
tanımlanması gerekir. Düşündüğünüz herşeyi
tanımlamak için yeniden gözden geçirmelisiniz
ve olgulara bakarken şunu sormalısınız kendinize
Bu tanım benim için çalışıyor mu? veya bu durum
için yeni tanımlama yaparken neyi seçmeliyim
negatif... pozitif... neyi seçmeliyim?

Hadi şimdi bu mekanizmanın nasıl çalıştığını
anlamak için biraz örnekler vererek başlayalım
Fikrimize belkide alışkanlıklardan, huylarınızdan
bahsederek başlayabiliriz.  Bir çoğunuzla yaptığımız
etkileşimlerde alışkanlığı siz, şu şekilde tanımlıyorsunuz:
“Öyle bir şeyki durduramıyorum... ne kadar zor olursa olsun
hiç bir önemi yok, yapmaya devam ediyorum sürekli bir şekilde
aynı davranışı yapmaya devam ediyorum, bende ne gibi bir
yanlış var? - neden durduramıyorum! ”

Tamam, kendinize göre haklısınız,
fakat size, sadece olayın sebebi zor gözüküyor
çünkü alışkanlığı kendinize göre tanımlıyorsunuz.
Eğer biraz kalın olsaydım, şimdi bir fırsatı değerlendirip
sizinle paylaşırdım. Şimdi bizim medeniyetimiz alışkanlığı
nasıl tanımlıyor ona bakalım :
(Yapabilir miyim? Neden çok teşekkür ediyorum göreceksiniz!)
Alışkanlık: Alışkanlık yaptığınız öyle bir davranış biçimidir ki,
bunu neden yaptığınızı bilmezsiniz. Bir kere yaptığınızı bilebilirseniz
ona daha fazla ihtiyacınız olmaz ve o davranış kalıbı gider, eğer
o davranışın devam ettiğini görüyorsanız bilinki siz onu bir sebepten
dolayı tekrar seçmişsinizdir.

“Ooh... sorumluluk... oh, hayır... sorumluluk,
yani diyorsunuz ki olay için sorumluluk alıyorum böylece işime
devam ediyorum, Alışkanlığı bir kusurmuş fikri üzerine yutturmak
olmaz.” Olmaz... ilk defa alışkanlığınız olduğunuzu keşfetmiyorsunuz
bu hal ormanın dışında olmaya benzer halbuki ormanda olduğunuzu
bilirsiniz. Ormanın dışına çıkmak imkanına sahipsiniz, ve geri
dönüp şöyle dersiniz, “ Evet şu anda ben çıkana kadar burası bir
ormandı, bir sürü ağaç vardı ancak şimdi ben bu ormanın dışındayım
Şimdi bunun ne olduğunu görebiliyorum, evet çok büyük ve geniş
bir orman ve şimdi görebiliyorum yani şimdi bunun -ormanın- içinde değilim

Öyleyse bir alışkanlığınız olduğunu bildiğinizde -keşfettiğinizde-
bu alışkanlığın hemen değişim sürecine gireceği anlamına gelmez.
bilakis artık o alışkanlığın bitmesi gerektiğini fark etmişsinizdir
artık o alışkanlığa ihtiyacınız yoktur.
Şimdi, onu görünür kılmaya devam ederseniz
sebebi alışkanlığı tanımlarken söylediğiniz
“Bu çok zor... şimdi bunun farkındayım
Şimdi mücadele ve çaba gerektiren uzun bir süreçten geçmeliyim,
korkunç zor davranış kalıplarından kendimi ortaya çıkarmalıyım.
Biliyorum bu süreç yıllar alacak, çok uzun yıllar sürecek !”

Peki, o an’da kendinize şunu sorun,
“Çıkmasına izin verdiğim şey neden bu kadar uzun sürecek ? “
İhtiyacınızın kalmadığını bildiğiniz bir şeyi ertelemek,
ağırdan almak size nasıl hizmet ediyor?
Burada tekrar karşımıza sorumluluk fikri geliyor...ve tekrar
çevremizdekileri yeniden tanımlama fikri geliyor.
Sorumluluk sahibi olma kavramından negatif tanımlamayı çıkarın,
bu suçluluk duymak anlamına gelmez ya da o olmak zorunda değildir,
bu yük olmak anlamına gelmez,
bu mücadele edeceksiniz anlamına gelmez, tabi siz bunu istemediğiniz sürece.

Sorumluluk: cevap verme yeteneği
Bu süreci  kim istemez ki!
Kim bir şeye cevap verebilme yeteneği
istemez ki? yaratıcı olacaksın... hareket edebileceksin?
Bu sorumluluğun tanımıdır,
bu fikirlere reaksiyon göstermek yerine onları yanıtlayıp
cevaplamanız sorumluluk almaktır.

Öyleyse sorumluluk alın.... sorumluluk almayı talep edin,
sorumluluk için cehit edin, ısrar edin, inanın bana bu en
eğlenceli haldir !

Neden? Çünkü sorumluluk aldığınızda seçim yapabilirsiniz
kendinizi güçlendirmiş olursunuz... biliyorsunuz sizde seçim yapma
yeteneği mevcut, seçim yapmak serbesttir, işte bu özgürlüktür
kişisel olarak hüküm sahibi olmaktır, güçlenmektir.
Aynı zamanda sonsuz olanın koşulsuz sevgisi ile zahmete girmeden
uyum sağlamaktır. Böylece size daha önce tasvir ettiğimiz gibi
asıl kendiniz olursunuz. Asıl siz içinde bulunduğunuz alana doğar.
Bu sayede herkese en uygun hizmeti yapmış olursunuz.
Asıl siz olduğunuzda sahip olduğunuz hediyeleri diğerleri
ile paylaşırsınız. Paylaşım spontane ve yaratıcılık barındırır.
Siz asıl kendiniz olmanızdan dolayı diğer herkes kendine yarar sağlar.

O halde yakaladığınız şu tanımlamalara bakın... neyi ifade ettiklerini bulun,
dönüşüm içindeki tanımlamaları tanımaya çalışın, eğer
elinizdeki tanımlamanın üzerine çıkarsanız (varolanı aşarsanız, ki bu bir ihtiyaçtan
kaynaklanır ) ve yeni tanımlamanız ile değiştirirseniz
sizdeki değişimi hissedeceksiniz.. anında hissedilecek!
size gelen vahyi hissedeceksiniz... sizdeki -şuur- genişlemeyi hissedeceksiniz,
kendinizin farklı biri haline geldiğini bileceksiniz
ve bunları mecazi olarak ifade etmiyorum bilakiz harfi harfine yaşayacaksınız.

Siz farklı bir siz olacaksınız çünkü...
olduğunu düşündüğünüz kişiliğiniz... veçheniz
bir anlamda hiç bir şeydir sadece bir projeksiyondur,
bir maskedir... bilincin(izin) bir sunumudur,
o an ki kişiliğiniz aslında bütünüyle  sizin tamamınız demek değildir

Kişilik az önce konuştuğumuz üç şey üzerine kuruludur,
inanç..duygu...ve eylem fikri - davranış,
bu üç unsurdan herhangi birini değiştirdiğinizde
kişiliği değiştirmiş olursunuz. harfi hafine o kişilik olursunuz.
Tekrarlıyorum, bu mecazi bir deyim değildir bilaki harfi
harfine gerçek bir haldir.
Aynaya baktığınızda gördüğünüz kisve için ne düşündüğünüzün
bir önemi yoktur bazıları şöyle diyor “Ben hala aynıyım”
Siz aynı kişi değilsiniz, güvenin bana, siz aynı kişi değilsiniz.

Aynı suratı görüyorum fikri, fiziksel realite içinde
kullanmış olduğunuz aracın size kolaylık sağlaması
yüzünden devam eden bir illüzyondur. (Düşünsenize suratınız sürekli
şekilden şekile girse ne olurdu. Fiziksel realitede zaman kaybı olurdu)
fakat bu durum artık sizin aynı kişi olduğunuzu göstermez.
ve eğer idrak edebilirseniz değişim yaptığınızda,
değişim yaptığınızda,
eğer gerçekten idrak edebilirseniz siz gerçekten, gerçekten,
gerçekten, gerçekten, gerçekten,.... gerçekten
aynı kişi değilsinizdir,  o halde sonra bu ne anlama gelmektedir?
Söyleyeceğim.

O anda tamamiyle.. sıfırlanırsınız,
istediğinizi tanımlamakta özgürsünüzdür,
zamanda istediğiniz gibi ilerleyebilirsiniz
ister aşağı, ister yukarı doğru
çünkü geçmiş ve gelecek olgusu şimdiden -an'da olmaktan- gelir,
şimdide - o an’da- tanımladığınız ile
deneyimin tüm düzeylerinde herşeyi
değiştirirsiniz.

Şimdi bu ifade ettiğimi analoji yaparak ifade edersem
zihninizde 6 yüzü bulunan mavi renge sahip bir  küp canlandırın.
Şimdi bu kübün bir yüzünü kırmızı renge çevirin.
Bu noktada durumu iki şekilde ifade edersiniz,
Gezegeninizde mutad bir beşerin olaya yaklaşımından
ifade edersek bu mavi kübün yüzlerinden biri kırmızı renk oldu
dolayısıyla bir yüzü kırmızı renkte aynı küp diyecektir.
Olaya diğer açıdan bakarsak diyebiliriz ki
“Bir dakika, bir dakika! Bir yüzü kırmızı diğer beş yüzü mavi renk
olan bir küp temelde bütün yüzleri mavi olan bir küpten tamamiyle
farklıdır. Dolayısıyla bu tamamiyle farklı bir küptür, aynı küp değildir
bu kübün önceki mavi küple bir bağlantısı yoktur. Hatta
bu kübün bir tarihi yoktur, mavi küpten gelen bir şey bu kübe etki edemez.
tek yüzü kırmızı olan bu kübe... ….şu olmadıkça....
şu maddeye tekrar dikkat edin...  ...şu olmadıkça
tek yüzü kırmızı olan küp tüm yüzleri mavi olan kübün
inanç sistemi yapısından etkilenecektir ancak
bu etkilenmeyi küp seçmek isterse etkilenir, istemezse
etkilenmeyecektir dolayısıyla bu kübün seçimine bağlı.

Seçmediğinizi söylediğiniz halde, bu şeyler size
neden etki ediyor?
Motivasyon ve tanımlama... bu ikisi güçlü bir müttefiktir
Tanımlama... motivasyon--  bir araya getir: realite.
Görünüşte seçtiğiniz bir şeyi, seçmeyi tercih etmediğinizi söyleyebilirsiniz
Eğer bu hal sizde varsa buna alışkanlık yapan davranış diyelim
burada motivasyonunuza bakmak lazımdır
çünkü motivasyonunuz olmadan hareket edemezsiniz
bir saniye bile motivasyonsuz yaşayamazsınız....
asla, asla, asla motivasyonsuz duramazsınız
her zaman motivasyonunuz ile tanımlamaları seçersiniz,
bazı inanç sistemleri... motive olmaya ihtiyacınız yoktur,
ihtiyacınız olan motivasyonunuzun nereye
yöneldiğini idrak etmektir.
Bu anahtarı unutmayın.

Öyleyse bir şeye karşı isteksiz olduğunuz bulursanız,
bulduğunuz olgunun bir düzeyinde şöyle dersiniz
“İşte, bu benim gerçekten yapmak istediğim şeydi, bunun yerine niçin
bunu seçeyim ki?”

Bunun anlamı o şey hakkında
sende bazı tanımlamaların olması gereğidir
bunun yerine, bunu seçmeye motive olmalıyım dersin
buradan şu çıkar ki, sende hayatın hakkını vererek,
- tamamlayıcı ve neşe içinde -
yaşamak hakkında negatif inanç sistemleri olabilir
Çünkü şu şekilde düşünüyorsun
“değişim bir mücadele, meydan okuma ve değişim yapmak çok acı dolu bir süreç”
veya şöyle diyorsunuz “Eğer kendi neşeme doğru hareket
etmek istersem başarısız olabilirim ve bunu hazmetmek beni aşar”
Böylece kendin için bir şey/atış yapmayacaksın ve diyeceksin ki
“güvenlik oyununu oynayarak daha fazla mutlu oluyorum”
Bu şekilde olguları sabitleyerek, her zaman yapmaya alıştığın şeyi yapmaya
devam ediyorsun ve bunun ne kadar acı dolu bir süreç olduğu
ile ilgilenmiyorsun. Bu konuda o kadar motive olmuş bir inanca
sahipsiniz ki değişim olursa, daha büyük bir acı dolu süreç
oluşur inancını taşıyorsunuz. Bu inanç sistemleri ile etkileşimde
kalarak, bu tanımlamalarla, hem hal olarak bulduğunuz hep aynı
şey oluyor. Çünkü bu düşünceler ve tanımlamalar sizi
arzuladığınız şeyleri yapmaktan alıkoyuyor, durduruyor.
Bunların hepsi sizin tanımlamalarınız, size gözünüze çok katı gözüküyorlar
hal bu ki onların ağırlığı hiç bir şeydir, fakat onlara inandığınızda
ki bu onları kendi gücünüzle beslemektir, inancın doğası gereği
çelikten yapılmış kadar dayanıklı gözükürler.

Bir inanç kendini devam ettiren, devam ettirdikçe kendini takviye eden bir  yapıdır
Bir kaç istisna dışında, tanımladığı şekile göre, olası diğer inançları dışlayarak
onu tamamiyle deneyimlersiniz

Ancak üstünde durulan inancı temel ekleriyle ele alırsak:
“İnançlar salt inaçtır... bütün realite deneyimleri
aslında tanımlamanın/geleni nasıl okuduğunuzun ürünüdür.”
Öyleyse neye inanmayı seçiyorsanız onu bütün düzeyleri
ile deneyimlersiniz. ve sonra,  bir sonra ki an’da değiştirsiniz
daha önce yaptığınız gibi çünkü hepsinin aynı olduğunu bilirsiniz.

Burada anahtar... esnek olmaktır,
ve bunun altında yatan temel bir tanım vardır.
Öyleyse sizin tanımladığınızın haricinde başka bir realite yoktur, (Hayat ben, ben iken gerçektir)
Esnek olursanız böylece istediğiniz her hangi bir hali/realiteyi tamamiyle deneyimleyebilirsiniz.
ve bir sonraki anda ise tamamiyle farklı bir hali/realiteyi deneyimleyebilirsiniz
çünkü gerçekten bileceksiniz.. içinde olduğunuz olay için bileceksiniz, bir sonraki an’da
siz tamamiyle başka bir kişisiniz ve bunun anlamı tamamiyle farklı bir evrensiniz
Bütünüyle, tamamiyle, kesinlikle şunu ifade ederim ki
her değişim, değişimin tanımının küçüğü büyüğü olmaz
dolayısıyla her değişim bütünü değiştirir, bütünde değişim yaratır.

a+b = c şeklinde bir eşitliğiniz olsun
eğer buradaki değişkenlerden birini değiştirirseniz,
eşitliğin bütünü değişmez mi?
Tabiki değişir. Herhangi bir bileşeni değiştirin
neyi değiştirdiğinizin bir önemi yok sonuçta
tüm eşitlik farklı bir şey olur dolayısıyla
tüm realite tamamiyle farklı olur.

Şimdilik size bir önemli tanımlama daha vereceğim: Korku
Korku, korku, korku, korku,korku
ile siz çok uzun zamandan beri arkadaştınız.
Ona arkadaşınız gibi davranırsanız
daha fazlasını alırsınız

Korku... dikkat edin... korku...
sizin doğal titreşiminizin bir inanç sistemi
vasıtası ile filtrelenerek sizin kendi özününüzün
titreşimi ile uygun şekilde titreşmemektedir.
Heyecanınız, aşkın haliniz, sizin doğal titreşiminiz
bir inanç sistemi vasıtasıyla filtrelenmiştir ve özünüzle
uygun şekilde titreşmektedir.
Şimdi aslında şunu göreceksiniz
Korku ve Heyecan duymak aslında aynı enerjidir.
Biri özünüz ile uygun titreşirken diğeri özünüz ile uygun titreşmemektedir.

Konuyu gene analoji ile ifade edersek
gezegenizde piyano akordu ile uğraşan bir meslek vardır.
Piyanonuzu çalarken ve müziğin sesi kulağınıza hoş gelirken
birden bir noktaya gelirsiniz bastığınız tuş
buruk bir ses çıkarıyordur, “güm, güm, güm, güm”
Bu zehir gibi acı sesi duyduğunuzda panikleyip
gidip tuvalate saklanır mısınız? Saklandıktan sonra
“Bir daha piyanoma dokunmayacağım mı” der misiniz?
Elbette hayır, dersiniz ki:”Piyanomun akorda ihtiyacı var
böylece çalacağım parçadaki diğer notalarla ahenkli
bir dizi ses çıkartacaktır.”

Piyanodaki her tuş bir tanıma benzer, bir inanca benzer.
Dolayısıyla hayatınızda size korku hissi veren bir noktaya geldiğinizde
olayın size söylemek istediği tek bir şey vardır, “Hey... hey, hey, hey, dikkat et buraya,
söylemiş olduğun şarkının burasında bir inancın var
bu inanç piyanonun geride kalan tamamı ile uyumsuzluk gösteriyor”.
Güzel akord yap... uyum ve dengeyi geri getir... kaçma... keşfet:

O tanımlamayı keşfet sana hissetirmek istediğine izin ver
Bu keşfi, kendi enerjin, korku olarak adlandırdığın süreçteyken yap
çünkü tüm paradokslar (ve paradoks çok güçlü bir alettir),
korkunu arkadaşın yaparsan “korku...evet neşe!”,
korkunun sana bilmen gereken bir şeyi söylemek için
orada olduğunu bildiğinde, davet edileceksin ve mucizevi
bir şekilde korkunun kaybolduğunu göreceksin.
Sebebi onu bir şey dönüştürdün önce, merağa:
“Bunun anlamı ne?” ve sonra neşeye
geleni istekli bir şekilde kendine izin vererek senin için
ne ifade ettiğini keşfettin.

Bu korkuyu nasıl kullanacağındır,
çünkü korku sadece kapıyı çalar:
Öyleyse şuna önem ver...
bu gelen, senin, kendin hakkında bilmek istediğin bir şeydir,
bu geleni senin, kendinle bütünleştirmeye ihtiyacın olduğunu bilmelisin
böylece biraz daha asıl kendin olma yolunda ilerlersin
ve bu eğlenceli değil mi? Elbette eğlenceli

Öyleyse korkularına gereken özeni göster.. onlar iptal etme.. onları hisset,
tüm düzeylerde olabildiğince vermek istediği mesajı al.
ve sonra bilinmeyenin içine dal... korkunun içine dal,
bırak senin vasıtanla yıkasın...seninle beraber giden tüm algılamaları hisset
ve sonra korkun seni ateşleyip tutuştursun... senin yanmakta olan merakını tutuştursun,
“Bu muhtemelen ne anlama geliyor... Bu yolda kendimi deneyimlerken, aslıma uygun, hangi tanımlamaya inanmalıyım?” Ne olabilir, merak ediyorum?

Sonra keşfet, neye inandığını idrak et,
realite hakkında ne tip tanımlara sahipsin bunları idrak et
ve onları baştan yaz.. baştan keşfet.. baştan tanımla,
yaratıcı ol, tahayyül gücünü kullan, bunlar senin için

Bir kere bunu yaparsan, sana garanti ederim,
hatta bunu ben garanti etmiyorum, sonsuz olan garanti ediyor
yapmış olduğun değişimin tüm düzeylerdeki sonuçlarını alacaksın
düşünce... kelime... iş,
inanç...duygu... eylem
döngüyü tamamla... inançlarına inan
her zaman yaptığın gibi
ve böylece realite, evren ve sonsuz olan her zaman destekleyecek seni,
her zaman olduğu gibi
fakat seni belirli bir dereceye kadar destekleyecektir
ve inandığın her neyse o yön senin için en doğrusudur,
fakat olay yine geliyor doğrunun ne olduğu tanımlamasına
ve doğrunun tanımını yapmak sana bakıyor,
çünkü sır şudur “tüm doğrular doğrudur”,
ve bu sonsuz olanın doğasıdır,
aksi halde o sonsuz olamazdı, şimdi, öyle olmalı

Tüm doğrular doğru... hepsi eşit ve geçerli,
o halde hangisi sensen onu seç ve o doğruyu yaşa, taa ki fikrini değiştirene kadar,
bu fikir tabiki bir sonraki anda senin için doğru olan neyse o’dur !
tekrardan fikrini değiştirene kadar, o değişen doğruyu yaşa
tekrardan heyecanlarının yönü değişene kadar o heyecanını
takip et.. bunu her an yap, her an
gelenin bir önemi yok, takip et,
yeteneğinin hakkını vererek hareket et çünkü o senin kim olduğunu tanımlar
hatta senin düşündüğün tarzda olayın muradı gerçekleşmez
hatta senin beklentilerin doğrultusunda olay yaşanmaz
kendi doğrunu takip et çünkü o seni, ihtiyacın olan yere koyacaktır
çünkü heyecanın takip etme ihticacı içinde olduğun bir kanaldır,
yüzeyde  olayların nasıl göründüğünün bir önemi yoktur
çünkü yüzey bir ilüzyondur,
tesir ve yön..idrakler sayılır,
takip et... çünkü bu senin kim ve ne olduğunu gösterir,
ve tüm olan budur gerçekten.

Bütün bu olanlardan sonra, seni dürterek hatırlatıyorum
burada sana ne yapman gerektiğini söylemiyoruz
çünkü biz yeterince kendimizle meşgulüz
size kalkıp hayatınızı nasıl yaşamanız gerektiğini söyleyecek değiliz
fakat biz çok güçlü bir şekilde şunu öneriyoruz kendi aşkın coşkunuz için
şunu çok güçlü tavsiye ederiz

Hayatta canlı olarak kalma yerine hayatını yaşa

Sizi bununla başbaşa bırakıyoruz

Varlık:Bashar
Medyum: Darly Anka
(Çeviri:www.maddeveruh.org)